UMUMİ HELA ve KAPİTALİZMİN DAYANILMAZ İŞ ADAMLARI...
Para babaları daha fazla semirip, dişlerini dolarla karıştırsınlar diye bakkal kültürümüzü yerle bir ettiler. Ne vardı şimdi şu çocuklara üç beş şeker alıp, dağıtsaydık. Çok zaman oldu,unuttuk değil mi? İnsan selinin arasına yaklaştıkça, etrafımız ucuzluk yazan etiket ve vitrin boyalarından geçilmiyor. İster küçük ölçekli olsun, ister büyük ölçekli işletme olsun, bütün ürünlerde kampanyalar, özendirmeler almış başını gidiyor. Süper marketlerden, mahalle esnafına kadar, her alanda bir indirim fırtınası. Satıcıların, alıcılar üzerinde kurmaya çalıştıkları psikolojik baskı politikaları. Fakat bu çılgınlığa karşı direnen ve ayakta inatla duran, cezp edici hiçbir sloganı işletmesine yazmayan tek bir yer kaldı. Umumî Helâlar. Helâl olsun diyorum onlara. Camekânlarında, fiyattan başka hiçbir yazıya rastlayamıyorum. Gerçi bir zamanlar ücret tarifeleri, büyük abdest şu kadar, küçük su bu kadar diye ikiye ayrılırdı. Ödeme sırasında bir gümbürtü çıkmış olmalı ki, zamanla bu çift hesap muhasebesinden vazgeçtiler. Bu yaklaşımlarıyla isabetli bir duruş sergilediler. Öyle ya, içerde kimin ne bok yediğini kim ne bilecek? C.I.A ile çalışmadıkları için, gizli kamera koyacak halleri de yok! Kamera olmadığı için, halilen bunu internete servis edecek teşkilatta yok! Hem ahvâlini icraat eyleyen böyle bir kişinin, filmini kim niye izlesin? Ha meraklısı var mıdır? Onu da ben bilemem! Lâkin kentlerin gelir durumuna göre ayarlamış oldukları fiyat listelerinin farklılığı dışında, gerek reklâm sektöründe, gerekse kendilerine gelir kazandıran kitleler üzerinde, çok ciddi ve kararlı duruşları var. Ayrıca bu helâların Roma aristokrat saraylarında bulunmayışı, işletmeciler için artı bir kazanım. Yoksa helâlarını iki güne kalmaz kapatırlardı. Asilzâdelerin gergedanlar gibi yedikten sonra kilo almamak için kustuklarını biz değil, kendi tarihçileri söyler.
Umumi Helâların reklâm sektörüne para kazandırmamaları, bir biçimde kapitalizmin çarkına çomak sokmakla eş değerdir. Elbet ‘bokunuza yüzde on indirim! Gelin, en rahat ve en konforlu sıçışı bizimle gerçekleştirin! Farkı görün!’türünden bir metin yazarlığı, insanlar üzerinde nasıl bir etki yaratırdı pek bilinmez! Fakat daha estetsize edilmiş tümceler kurulabilir. ‘Bir sıçana, yanındaki arkadaşının işemesi bedava’ gibi.
Sabahtan akşama kadar topluma, daha fazla tüketsinler, biz daha fazla kazanalım diye her türlü kitle iletişim araçlarını kullanan, aynı görsel, işitsel çekimleri binlerce kez, kaldıkları yerden beynimizin içine bir solucan sürüsü gibi salan ve buradan kazandıkları parayla iki cümleyi bir araya getiremeyenleri, bizlerin karşısına âlim diye çıkaran sermaye ağaları, umumi helâ işletmecilerinin bu tür reklâm vermeye kalkışmaları halinde, acaba nasıl bir yaklaşım sergilerlerdi? Aklımıza bağlamaya çalıştıkları bunca lağım boruları varken, çıkıp karşımıza, acaba ahlâk ve terbiyeden bahsederler miydi? Kim bilir? Ama benim bildiğim bir şey varsa, o da; birikim ve boşalım arasındaki diyalektik bağ. Kişinin ruhsal hayatından, toplumsal olaylara kadar kendisini hep göstermiştir. Bin dokuz yüz beş Rusya Ekim Devrimi’nde, çarlığın zülüm ve baskılarına karşı ayaklanan işçi ve köylüler, Kremlin Sarayı’na girerek ne kadar boş çanak, vazo varsa bizzat içlerine sıçarak öfkelerini sergilemişlerdir.
Kuş sesleri azaldıkça kalabalıklar yaklaşıyor demektir bu şehirde. Adımlarım kendiliğinden sürükleniyor asfaltta. Ve artık şaşırmıyorum şu köşedeki lokantacıya. Adam beş günde bir ‘bulaşıkçı aranıyor’ yazılı ilanı lokantanın camına çakıyor. Lâkin bulaşıkçı demekle, ayıp mı ettim bilmiyorum. Çünkü iş hayatında mesleki unvanlar hızla değişti. Kırk yıllık kâhya artık vale oldu. Bildiğimiz kasiyer, satış sorumlusu. İşçinin yeni adı; iş gören. İnsan Kaynakları departmanı deseniz, dallara ayrıldı. İşe alım uzmanı, kişilik testi uzmanı, bordro uzmanı diye liste uzayıp gidiyor. Kavramların cılkını çıkardık, sıra geldi iş bölümü dağılımına. Bu arada açılım mesleğinin ne anlama geldiğini de öğrenmiş oldum. Levazımatçılık. Daha güncel deyimle, cenaze işletmeciliği. Öyle ya! Cahil kalmamalıyım. Etrafımda gelişen iş dünyası hakkında bilgi sahibi olmalıyım. Bazı İşverenlerimiz, üç dil bilen aşçıdan, meyhanesinde sigara alışkanlığı olmayan garsona kadar, her alanda, dâhice eleman arama fikirleriyle bana çok şey öğretiyorlar. Meselâ; aranan özellikler konusunda ‘esnek çalışma saatlerine uyum gösterebilecek’ diye bir anlayışları var ki, akıllara zarar! Hâlbuki burada çalışma süresi on saat ama ben seni on dört saat çalıştırırım deseler, ne kaybederler? Yayınlamış oldukları ilanlarda, satış elemanlarının maaşını açıkça yazmalarına rağmen, mülakata gittiğinizde, o parayı ancak kendilerinin biçmiş olduğu kotayı doldurduğunuz takdirde alabileceğinizi öğrenirsiniz. Böylece karşılıklı güven duygusu daha ilk günden inşa edilmiş olur. Bazen de yönetici asistanı adı altında yapmış olduğunuz müracaatlar, görüşme sonrasında karşınıza sekreterlik olarak çıkabilir. İşverenlerin eleman arama konusundaki bu dürüst yaklaşımları, gerçekten takdire şayandır. En fazla bir saat kadar süren bu karşılıklı konuşmalarda, işe alacakları kişiyi tanımaya çalışırlar. Görüşme esnasında sormuş oldukları sorular, genelde çeşitli tuhaflıklar içerir. Kredi kartı borcunuz var mı? En son işyerinizdeki ayrılma sebebiniz nedir? gibi. Oysa soruları bu kadar uzatmanın bir anlamı yoktur. Kısaca batakta mısınız? İşyerinizden kovuldunuz mu? Diyerek daha açık sorabilirler. Belirtmiş oldukları ve istedikleri eleman özelliklerine, kendilerinin kişisel olarak ne kadar sahip oldukları, kafamda hep soru işareti olarak kalmıştır. Acaba ben de şöyle bir ilan versem, zihnimde oluşan bu sorulara bir cevap bulabilir miyim?
Kurumumuz bünyesinde çalıştırılmak üzere; mevcut siyasi iktidarlarla ilişkileri ahbap çavuş olan, tercihen kendi ana dilini konuşmasını bilen, insan ilişkilerinde her türlü fırıldağı beceren, açılan ihalelerde kendisine yardımcı olabilecek bürokratları iyi tespit edebilen, alın teri ve zekâsından dolayı değil, ‘babam sağ olsun!’ diyerek kendisini geliştirmiş, çalışanların sigorta primlerini çalışma bakanlığına düşük gösterme konusunda uzman, vergi dairelerine şirket giderlerini olabildiğince yüksek yansıtabilme konusunda deneyimli, eğitim seviyesi en az anaokulu terk iş adamları aranmaktadır. Müracaat: Kapitalist ve İşveren Bulma Kurumu adına Şüayip! (Şüayip Gezemez)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder