UMUMİ HELA ve KAPİTALİZMİN DAYANILMAZ İŞ ADAMLARI...
Para babaları daha fazla semirip, dişlerini dolarla karıştırsınlar diye bakkal kültürümüzü yerle bir ettiler. Ne vardı şimdi şu çocuklara üç beş şeker alıp, dağıtsaydık. Çok zaman oldu,unuttuk değil mi? İnsan selinin arasına yaklaştıkça, etrafımız ucuzluk yazan etiket ve vitrin boyalarından geçilmiyor. İster küçük ölçekli olsun, ister büyük ölçekli işletme olsun, bütün ürünlerde kampanyalar, özendirmeler almış başını gidiyor. Süper marketlerden, mahalle esnafına kadar, her alanda bir indirim fırtınası. Satıcıların, alıcılar üzerinde kurmaya çalıştıkları psikolojik baskı politikaları. Fakat bu çılgınlığa karşı direnen ve ayakta inatla duran, cezp edici hiçbir sloganı işletmesine yazmayan tek bir yer kaldı. Umumî Helâlar. Helâl olsun diyorum onlara. Camekânlarında, fiyattan başka hiçbir yazıya rastlayamıyorum. Gerçi bir zamanlar ücret tarifeleri, büyük abdest şu kadar, küçük su bu kadar diye ikiye ayrılırdı. Ödeme sırasında bir gümbürtü çıkmış olmalı ki, zamanla bu çift hesap muhasebesinden vazgeçtiler. Bu yaklaşımlarıyla isabetli bir duruş sergilediler. Öyle ya, içerde kimin ne bok yediğini kim ne bilecek? C.I.A ile çalışmadıkları için, gizli kamera koyacak halleri de yok! Kamera olmadığı için, halilen bunu internete servis edecek teşkilatta yok! Hem ahvâlini icraat eyleyen böyle bir kişinin, filmini kim niye izlesin? Ha meraklısı var mıdır? Onu da ben bilemem! Lâkin kentlerin gelir durumuna göre ayarlamış oldukları fiyat listelerinin farklılığı dışında, gerek reklâm sektöründe, gerekse kendilerine gelir kazandıran kitleler üzerinde, çok ciddi ve kararlı duruşları var. Ayrıca bu helâların Roma aristokrat saraylarında bulunmayışı, işletmeciler için artı bir kazanım. Yoksa helâlarını iki güne kalmaz kapatırlardı. Asilzâdelerin gergedanlar gibi yedikten sonra kilo almamak için kustuklarını biz değil, kendi tarihçileri söyler.
Umumi Helâların reklâm sektörüne para kazandırmamaları, bir biçimde kapitalizmin çarkına çomak sokmakla eş değerdir. Elbet ‘bokunuza yüzde on indirim! Gelin, en rahat ve en konforlu sıçışı bizimle gerçekleştirin! Farkı görün!’türünden bir metin yazarlığı, insanlar üzerinde nasıl bir etki yaratırdı pek bilinmez! Fakat daha estetsize edilmiş tümceler kurulabilir. ‘Bir sıçana, yanındaki arkadaşının işemesi bedava’ gibi.
Sabahtan akşama kadar topluma, daha fazla tüketsinler, biz daha fazla kazanalım diye her türlü kitle iletişim araçlarını kullanan, aynı görsel, işitsel çekimleri binlerce kez, kaldıkları yerden beynimizin içine bir solucan sürüsü gibi salan ve buradan kazandıkları parayla iki cümleyi bir araya getiremeyenleri, bizlerin karşısına âlim diye çıkaran sermaye ağaları, umumi helâ işletmecilerinin bu tür reklâm vermeye kalkışmaları halinde, acaba nasıl bir yaklaşım sergilerlerdi? Aklımıza bağlamaya çalıştıkları bunca lağım boruları varken, çıkıp karşımıza, acaba ahlâk ve terbiyeden bahsederler miydi? Kim bilir? Ama benim bildiğim bir şey varsa, o da; birikim ve boşalım arasındaki diyalektik bağ. Kişinin ruhsal hayatından, toplumsal olaylara kadar kendisini hep göstermiştir. Bin dokuz yüz beş Rusya Ekim Devrimi’nde, çarlığın zülüm ve baskılarına karşı ayaklanan işçi ve köylüler, Kremlin Sarayı’na girerek ne kadar boş çanak, vazo varsa bizzat içlerine sıçarak öfkelerini sergilemişlerdir.
Kuş sesleri azaldıkça kalabalıklar yaklaşıyor demektir bu şehirde. Adımlarım kendiliğinden sürükleniyor asfaltta. Ve artık şaşırmıyorum şu köşedeki lokantacıya. Adam beş günde bir ‘bulaşıkçı aranıyor’ yazılı ilanı lokantanın camına çakıyor. Lâkin bulaşıkçı demekle, ayıp mı ettim bilmiyorum. Çünkü iş hayatında mesleki unvanlar hızla değişti. Kırk yıllık kâhya artık vale oldu. Bildiğimiz kasiyer, satış sorumlusu. İşçinin yeni adı; iş gören. İnsan Kaynakları departmanı deseniz, dallara ayrıldı. İşe alım uzmanı, kişilik testi uzmanı, bordro uzmanı diye liste uzayıp gidiyor. Kavramların cılkını çıkardık, sıra geldi iş bölümü dağılımına. Bu arada açılım mesleğinin ne anlama geldiğini de öğrenmiş oldum. Levazımatçılık. Daha güncel deyimle, cenaze işletmeciliği. Öyle ya! Cahil kalmamalıyım. Etrafımda gelişen iş dünyası hakkında bilgi sahibi olmalıyım. Bazı İşverenlerimiz, üç dil bilen aşçıdan, meyhanesinde sigara alışkanlığı olmayan garsona kadar, her alanda, dâhice eleman arama fikirleriyle bana çok şey öğretiyorlar. Meselâ; aranan özellikler konusunda ‘esnek çalışma saatlerine uyum gösterebilecek’ diye bir anlayışları var ki, akıllara zarar! Hâlbuki burada çalışma süresi on saat ama ben seni on dört saat çalıştırırım deseler, ne kaybederler? Yayınlamış oldukları ilanlarda, satış elemanlarının maaşını açıkça yazmalarına rağmen, mülakata gittiğinizde, o parayı ancak kendilerinin biçmiş olduğu kotayı doldurduğunuz takdirde alabileceğinizi öğrenirsiniz. Böylece karşılıklı güven duygusu daha ilk günden inşa edilmiş olur. Bazen de yönetici asistanı adı altında yapmış olduğunuz müracaatlar, görüşme sonrasında karşınıza sekreterlik olarak çıkabilir. İşverenlerin eleman arama konusundaki bu dürüst yaklaşımları, gerçekten takdire şayandır. En fazla bir saat kadar süren bu karşılıklı konuşmalarda, işe alacakları kişiyi tanımaya çalışırlar. Görüşme esnasında sormuş oldukları sorular, genelde çeşitli tuhaflıklar içerir. Kredi kartı borcunuz var mı? En son işyerinizdeki ayrılma sebebiniz nedir? gibi. Oysa soruları bu kadar uzatmanın bir anlamı yoktur. Kısaca batakta mısınız? İşyerinizden kovuldunuz mu? Diyerek daha açık sorabilirler. Belirtmiş oldukları ve istedikleri eleman özelliklerine, kendilerinin kişisel olarak ne kadar sahip oldukları, kafamda hep soru işareti olarak kalmıştır. Acaba ben de şöyle bir ilan versem, zihnimde oluşan bu sorulara bir cevap bulabilir miyim?
Kurumumuz bünyesinde çalıştırılmak üzere; mevcut siyasi iktidarlarla ilişkileri ahbap çavuş olan, tercihen kendi ana dilini konuşmasını bilen, insan ilişkilerinde her türlü fırıldağı beceren, açılan ihalelerde kendisine yardımcı olabilecek bürokratları iyi tespit edebilen, alın teri ve zekâsından dolayı değil, ‘babam sağ olsun!’ diyerek kendisini geliştirmiş, çalışanların sigorta primlerini çalışma bakanlığına düşük gösterme konusunda uzman, vergi dairelerine şirket giderlerini olabildiğince yüksek yansıtabilme konusunda deneyimli, eğitim seviyesi en az anaokulu terk iş adamları aranmaktadır. Müracaat: Kapitalist ve İşveren Bulma Kurumu adına Şüayip! (Şüayip Gezemez)
31 Aralık 2011 Cumartesi
26 Aralık 2011 Pazartesi
Türk Bayramları
TÜM TENGRİCİ TÜRKLERİNİN KIŞ KALASI (YENİYIL) BAYRAMI KUTLU OLSUN
Gökteki Kutsal Nesneler
Güneş, ay, ateş ve su, Tengri'nin kudretinin sembolleridir. İnsanların Gök'e dua ederek elde ettiklerine inandıkları "Buyan" adlı enerji, güneşin göğün neresinde durduğuna bağlı olarak değişir. En fazla buyanın yeni ay ve dolunayda elde edilebildiğine inanılır. Senenin en uzun gününün yaşandığı ve gündüz ile gecenin eşit olduğu günler, en önemli bayramlardır.[3]
Yılbaşı, 21 Aralık'tan sonra gelen ilk yeni ayda, "Kızıl Güneş Bayramı" 21 Haziran'dan sonra gelen ilk dolunayda kutlanır.[3]
Venüs gezegeninin Türklerdeki adı "Erklik," Moğollar'daki adı "Tsolman"dır. "Ateşli ok" denilen yıldız kaymalarını ve yeryüzüne düşen meteorları Erklik Han'ın gönderdiğine inanılır (Erlik Han ile karıştırılmamalı). Büyük ayı yıldızlarına Moğollar'da Doolon Obdog ("Yedi Yaş Damlalı Adam") derler. Gök'ün Ülker yıldızlarına bağlı olduğuna, ve Ülker'in etrafında döndüğüne inanılır.[3][4]
Beyaz Ay bayramında 14 adet tütsü yakılır. Bunların ilk yedisi "Yedi Yaş Damlalı Adam" ve diğer yedisi Ülker içindir.[3]
24 Türk lehçesinde yeni yıl kutlu olsun;
Altay Türkçesi: Slerdi cangı cılla utkup turum!
Azerbaycan Türkçesi: Yeni iliniz mübarek olsun!
Başkırt Türkçesi: Hizzi yangı yıl menen kotlayım!
Çuvaş Türkçesi: Sene sul yaçepe salamlatap!
Füyu Kırgızcası: Naa cılıngar guttug bolsun!
Gagauz Türkçesi: Yeni yılınızı kutlerim!
Hakas Türkçesi: Naa çılnang alğıstapçam sirerni!
Karaçay-Malkar Türkçesi: Cangı cılığıznı alğışlayma!
Karakalpak Türkçesi: Canga cılıngız kuttı bolsın!
Karay/Karaim Türkçesi: Sizni yanhı yıl bıla kutleymın!
Kazak Türkçesi: Janga jılıngız kuttı bolsın! veya Janga jılıngız ben!
Kırım Türkçesi: Yangı ılıngız kaırlı (veya mubarek) olsun!
Kırgız Türkçesi: Cangı cılıngız kuttu bolsun!
Kumuk Türkçesi: Yangı yılıgız kutlu bolsun!
Nogay Türkçesi: Yanga yılıngız men!
Özbek Türkçesi: Yengi yılıngız mübarek bolsun!
Sarı Uygurca Türkçesi: Ak éy yahşi mo!
Şor Türkçesi: Naa çıl çakşı polzun!
Tatar Türkçesi: Sezne yanga yıl belen tebrik item!
Tuva Türkçesi: Caa çıl-bile bayır çedirip or men!
Türkiye Türkçesi: Yeni yılınız kutlu olsun!
Türkmen Türkçesi: Teze yılınızı gutlayaarın! (Irak Türkmenleri) Yengi iliyiz (iliwiz) mubarak olsun!
Uygur Türkçesi: Yengi yılıngızğa mübarek bolsun!
Yakut Türkçesi: Ehigini şanga sılınan eğerdeliibin!
Gökteki Kutsal Nesneler
Güneş, ay, ateş ve su, Tengri'nin kudretinin sembolleridir. İnsanların Gök'e dua ederek elde ettiklerine inandıkları "Buyan" adlı enerji, güneşin göğün neresinde durduğuna bağlı olarak değişir. En fazla buyanın yeni ay ve dolunayda elde edilebildiğine inanılır. Senenin en uzun gününün yaşandığı ve gündüz ile gecenin eşit olduğu günler, en önemli bayramlardır.[3]
Yılbaşı, 21 Aralık'tan sonra gelen ilk yeni ayda, "Kızıl Güneş Bayramı" 21 Haziran'dan sonra gelen ilk dolunayda kutlanır.[3]
Venüs gezegeninin Türklerdeki adı "Erklik," Moğollar'daki adı "Tsolman"dır. "Ateşli ok" denilen yıldız kaymalarını ve yeryüzüne düşen meteorları Erklik Han'ın gönderdiğine inanılır (Erlik Han ile karıştırılmamalı). Büyük ayı yıldızlarına Moğollar'da Doolon Obdog ("Yedi Yaş Damlalı Adam") derler. Gök'ün Ülker yıldızlarına bağlı olduğuna, ve Ülker'in etrafında döndüğüne inanılır.[3][4]
Beyaz Ay bayramında 14 adet tütsü yakılır. Bunların ilk yedisi "Yedi Yaş Damlalı Adam" ve diğer yedisi Ülker içindir.[3]
24 Türk lehçesinde yeni yıl kutlu olsun;
Altay Türkçesi: Slerdi cangı cılla utkup turum!
Azerbaycan Türkçesi: Yeni iliniz mübarek olsun!
Başkırt Türkçesi: Hizzi yangı yıl menen kotlayım!
Çuvaş Türkçesi: Sene sul yaçepe salamlatap!
Füyu Kırgızcası: Naa cılıngar guttug bolsun!
Gagauz Türkçesi: Yeni yılınızı kutlerim!
Hakas Türkçesi: Naa çılnang alğıstapçam sirerni!
Karaçay-Malkar Türkçesi: Cangı cılığıznı alğışlayma!
Karakalpak Türkçesi: Canga cılıngız kuttı bolsın!
Karay/Karaim Türkçesi: Sizni yanhı yıl bıla kutleymın!
Kazak Türkçesi: Janga jılıngız kuttı bolsın! veya Janga jılıngız ben!
Kırım Türkçesi: Yangı ılıngız kaırlı (veya mubarek) olsun!
Kırgız Türkçesi: Cangı cılıngız kuttu bolsun!
Kumuk Türkçesi: Yangı yılıgız kutlu bolsun!
Nogay Türkçesi: Yanga yılıngız men!
Özbek Türkçesi: Yengi yılıngız mübarek bolsun!
Sarı Uygurca Türkçesi: Ak éy yahşi mo!
Şor Türkçesi: Naa çıl çakşı polzun!
Tatar Türkçesi: Sezne yanga yıl belen tebrik item!
Tuva Türkçesi: Caa çıl-bile bayır çedirip or men!
Türkiye Türkçesi: Yeni yılınız kutlu olsun!
Türkmen Türkçesi: Teze yılınızı gutlayaarın! (Irak Türkmenleri) Yengi iliyiz (iliwiz) mubarak olsun!
Uygur Türkçesi: Yengi yılıngızğa mübarek bolsun!
Yakut Türkçesi: Ehigini şanga sılınan eğerdeliibin!
20 Aralık 2011 Salı
Türk Olmak
TÜRK
OLMAK.!
Türklüğün
milli karakterine bağlı olarak, Türk’ün ne olduğu konusunda
bâzı örnekler vermek isterim.
*Binlerce
yılın birikimi ve tarihidir, Türk olmak.
*Köydeki
evinin bahçesindeki, ceviz ağacından topladığı cevizi, göz
hakkıdır diye o ağaçlarda yaşayan sincaplarla bölüşmektir,
Türk olmak.
*Cephede,
eline geçen yaralı düşmanın yarasını sarıp, kendisinde bile
kıt olan azığını bölüşmektir, Türk olmak.
*Yükünü
taşıyan, kendisine süt, yoğurt, peynir, yumurta, et veren
hayvanını, bahçesinde ve çevresinde kendisine arkadaşlık yapan
bazen koruyuculuğunu yapan kedi ve köpeğinin ölümlerinde
yaslarını tutmaktır, Türk olmak.
*Bin
yıllık kalleşliğe mâruz kaldığı halde, bin yıllık
kardeşliktir diye kendini avutmaktır, Türk olmak.
*Başkalarını
kendisi gibi sanıp binlerce yıldır aynı acıları yaşamaktır,
Türk olmak.
*Adaletsizlik
dayanılmaz olduğunda var gücü ile savaşmaktır, Türk olmak.
*Yolda
yürürken su içen bir kuş, kedi, köpek veya herhangi bir canlıyı
ürkütüp, rahatsız etmemek için çok uzağından geçmektir, Türk
olmak.
*Kapısına
gelen yolcu veya misafiri; Tanrı misafiri kabul edip aşını,
döşeğini paylaşmaktır, Türk olmak.
*Bırakılan
emâneti canı pahasına korumaktır, Türk olmak.
*Onuru
için yaşayıp, onuru için ölmektir, Türk olmak.
*Tarlasında
topladığı ürünün bir kısmını komşusu, ve yakınındaki
yoksullar ile bölüşmektir, Türk olmak.
*Bir
kavga sırasında, ilk yumruğu karşı tarafa bırakıp, rakîbini
yere yıktığında da o rakip ayağa kalkana kadar vurmamaktır,
Türk olmak.
*Amân
dileyene, güçsüze düşman bile olsa, asla dokunmamaktır, Türk
olmak.
*Sahip
olduğu milli karakterin farkında olmadan her tatlı söze
kanmaktır, Türk olmak.
*Sevginin,
saygının, adalet ve onurun olduğu yerde, huzurlu bir soluk ve
mutlulukla tebessüm etmektir. Türk olmak.
*Kendisine
yapılan her türlü kötülüğe ve ihânete karşı sabır ve
soğukkanlılıkla durup, başka çâre kalmadığında gerekli
cevâbı veren, çoğu zaman da benden bulmasın diye, hesaplaşmaktan
vazgeçmektir, Türk olmak.
*Ne
yazık ki başkalarını kendisi gibi sanarak, her defasında aynı
acı ve bedeli yaşamaktır, Türk olmak.
*Bazen
de, sahip olduğu güzel hasletlerin farkında olmaksızın, yabancı
düşünce ve fikirlerin etkisinde kalarak özünü unutmaktır, Türk
olmak.
*Kendisine
yapılan adaletsizliği unutarak başkalarının adaletinin
savunuculuğunu yapmaktır, Türk olmak.
*Tanrının
adâlet kılıcı olmaktır, Türk olmak.
Türk’ü
tanıtan ve anlatan pek çok özelliğinden yalnızca bir kaçını
yazmaya çalıştım. Ağabeyim, saygıdeğer büyüğüm Buğra
Atsız beğ’in de dediği gibi
“Türk; üzerindeki ölü toprağından silkinip kendi özüne
dönmelidir.” Bunun için
de Türk öz değerlerine sahip çıkmalıdır.
Kürşad Börüteçene
(20 Aralık 2011)
4 Aralık 2011 Pazar
Bozkurtların Özellikleri
Bozkurtların Özellikleri
Türk ırkı tarih boyu kendine yakın hissettiği ve taşıdığı özelliklerden dolayı Bozkurtu kendine sembol edinmiştir.
Bozkurtun özelliklerini temel olarak şu şekilde sıralamak mümkündür.
1- Bozkurtlar , Türk'ler gibi ataerkil bir yapıdadır . (Yani ataya bağlıdır)
2- Bozkurtlar , Türk'ler gibi teşkilat halinde bir yaşam sürerler.
3- Bozkurt sürüsünün , Türk ailesindeki gibi bir lideri vardır ve sürü o liderin emrinden çıkmaz.
4- Savaş şekilleri olarak benzerlik gösterirler .( Bozkurt sürüsü sağdan ve soldan giden öncüler , akabinde de göbekten gelen ana kuvvetle saldırırlar , Türk'lerdeki Hilal taktiği burdan gelir)
5- Bozkurtlar eşlerini kıskanırlar. ( çok sağlam bir özellik)
6- Karda yürüyen 40 bireylik bir sürüyü takip eden biri sadece 5-6 ayak izi görebilir. Çünkü sürü önde giden lider Bozkurt'un ayak izlerine basarak ilerler. 6-7 kurt bulacağınızı düşünürken koca bir sürüyle karşılaşabilirsiniz.
7- Bozkurtlar , Türk'lerin oldugu gibi özgürlüklerine düşkünlerdir . Dünyada evcilleştirilememiş tek hayvan olma ünvanı Orta asya bozkurtlarındadır ...Hayvan yakalandığında tüm hayvanların aksine gırtlak kısmında bulunan öd denen keseyi parçalar ve intihar eder.
8- Tüm hayvanlarda bir yavrunun annesi yada babası ölürse yavru da ölür. Fakat bozkurtlarda sürü hiyerarşisi buna müsade etmez , yavrunun hem annesi hem de babası ölse dahi yavru hayatta kalır.
Diğer sürü üyeleri yavruyu evlat edinir ve kendi yavruları gibi büyütürler.
9- Bir bozkurt sürüsü Sadece yiyeceği kadarını avlar , ve yine harika bir özelliktir... Kuzulu koyuna saldırmazlar ( Yavrusu olan bir hayvana saldırmazlar)
Bozkurtlar asildirler. Bunun en sağlam kanıtını söyleyelim..
Bozkurtlar , yaşadıkları coğrafyada karakurtlarla birlikte yaşarlar.
Bozkurt sürüsünden ayrılan bir erkek bozkurt karşılaştığı bir karakurt sürüsüne girer. Ve girdiği sürünün liderliğini alır. Fakat karakurt sürüsünden ayrılan bir kurt bozkurt sürüsüne alınmaz.
Bozkurt dişisi asla bir karakurtla çiftleşmez.
buna akaben , bozkurt sürüsünden ayrılmış bir bozkurtta tekrar o sürüye alınmaz.
--------------------------------------------------------------------
Bunlar hoş olaylar fakat beni en çok etkileyen konuyu söyleyelim şimdi.
Dünyanın heryerinde av yapmış ve ölümüne yakın bu maceralarını kitaba almış bir avcının anlattıklarından bahsetmek istiyoruz.
aslında kitabı 2 kişi yazıyor ve Ural dağlarında yaptıkları bir avdan bahsediyorlar kitapta.
Yedi kişilik bir avcı ekibi iki de rehberleri var . av sırasında bir Bozkurt sürüsüyle karşılaşıyorlar.
bu kurt Türünden her yerde olmadığı için hepsini avlayıp doldurmak istiyorlar.
Avcıları farkeden sürü , Lider Bozkurt eşliğinde ormana giriyor . Tüm sürü ormana girince içlerinden üçünün geri geldiğini görüyor avcılar.
Sanki vurulmayı bekliyormuşcasına oracıkta öylece duruyorlarmış. Tabi ayıya bile kafa tutabilen güçlü çeneleri Av tüfeklerine karşı yetersiz kalıyor ve üçüde vuruluyor.
Sürüyü kaçırmak istemeyen avcılar ... Rehberlerin " Ormanın bu bölümü çok sık ve dik yamaçlıdır "uyarısına rağmen , sürünün peşinden ormana giriyor.
Avcılardan birini sokan bir yılan yüzünden av yarıda kalıyor ve dönmek zorunda kalıyorlar. Sürüye ulaşamıyorlar yani.
Dönüşte vurdukları 3 kurtu almaya geldiklerinde , Kitabın yazarı ölene kadar unutamayacağını söylediği bir manzarayla karşılaşıyor.
Not :Kurtlar ölen bir başka kurtu yerler ..... fakat yavrularına yedirmezler.
Kurtlardan biri ölmüş , birisi ise ölmek üzere ve acı çekiyor... Sonuncu kurtsa kaburgasıyla kalça kemiği arasındaki bölgeden yara almış , ayakta duramakta zorluk çekmesine rağmen Ölen kurtu yemeye gelen 4 karakurt'a kafa tutuyor... 4 Karakurt ise Yaralı bozkurt yüzünden ölü Bozkurta yaklaşamıyor.
Avcıları gören karakurtlar hemen kaçıyor . Onların uzaklaştığını gören Bozkurt , ağır yaralı olan ve acı çeken diğer Bozkurtun boğazını ısırıyor ve öldürüyor onu. Sonrada kendi düşüp ölüyor.
Ölen ilk Bozkurtun da boğazındaki diş izlerini farkedince , daha fazla acı çekmemesi için arkadaşı tarafından öldürüldüğüne kanaat getiriyorlar.
Üzerlerine doğrulmuş namludan korkmayan Bozkurtlar ve diğer gördükleri avcıda hayranlık uyandırıyor.
Kurtları doldurmak yerine gömmeyi daha uygun buluyor . gömme işlemi bittikten sonra yerdeki kanlara dakikalarca bakıyor. Altın kaplama bıçağıyla koluna bir kesik atıyor ve
Bozkurtların mezarı yanındaki karlara kendi kanıyla tek bir kelime yazıyor SORRY
(Üzgünüm)
Bozkurtun özelliklerini temel olarak şu şekilde sıralamak mümkündür.
1- Bozkurtlar , Türk'ler gibi ataerkil bir yapıdadır . (Yani ataya bağlıdır)
2- Bozkurtlar , Türk'ler gibi teşkilat halinde bir yaşam sürerler.
3- Bozkurt sürüsünün , Türk ailesindeki gibi bir lideri vardır ve sürü o liderin emrinden çıkmaz.
4- Savaş şekilleri olarak benzerlik gösterirler .( Bozkurt sürüsü sağdan ve soldan giden öncüler , akabinde de göbekten gelen ana kuvvetle saldırırlar , Türk'lerdeki Hilal taktiği burdan gelir)
5- Bozkurtlar eşlerini kıskanırlar. ( çok sağlam bir özellik)
6- Karda yürüyen 40 bireylik bir sürüyü takip eden biri sadece 5-6 ayak izi görebilir. Çünkü sürü önde giden lider Bozkurt'un ayak izlerine basarak ilerler. 6-7 kurt bulacağınızı düşünürken koca bir sürüyle karşılaşabilirsiniz.
7- Bozkurtlar , Türk'lerin oldugu gibi özgürlüklerine düşkünlerdir . Dünyada evcilleştirilememiş tek hayvan olma ünvanı Orta asya bozkurtlarındadır ...Hayvan yakalandığında tüm hayvanların aksine gırtlak kısmında bulunan öd denen keseyi parçalar ve intihar eder.
8- Tüm hayvanlarda bir yavrunun annesi yada babası ölürse yavru da ölür. Fakat bozkurtlarda sürü hiyerarşisi buna müsade etmez , yavrunun hem annesi hem de babası ölse dahi yavru hayatta kalır.
Diğer sürü üyeleri yavruyu evlat edinir ve kendi yavruları gibi büyütürler.
9- Bir bozkurt sürüsü Sadece yiyeceği kadarını avlar , ve yine harika bir özelliktir... Kuzulu koyuna saldırmazlar ( Yavrusu olan bir hayvana saldırmazlar)
Bozkurtlar asildirler. Bunun en sağlam kanıtını söyleyelim..
Bozkurtlar , yaşadıkları coğrafyada karakurtlarla birlikte yaşarlar.
Bozkurt sürüsünden ayrılan bir erkek bozkurt karşılaştığı bir karakurt sürüsüne girer. Ve girdiği sürünün liderliğini alır. Fakat karakurt sürüsünden ayrılan bir kurt bozkurt sürüsüne alınmaz.
Bozkurt dişisi asla bir karakurtla çiftleşmez.
buna akaben , bozkurt sürüsünden ayrılmış bir bozkurtta tekrar o sürüye alınmaz.
--------------------------------------------------------------------
Bunlar hoş olaylar fakat beni en çok etkileyen konuyu söyleyelim şimdi.
Dünyanın heryerinde av yapmış ve ölümüne yakın bu maceralarını kitaba almış bir avcının anlattıklarından bahsetmek istiyoruz.
aslında kitabı 2 kişi yazıyor ve Ural dağlarında yaptıkları bir avdan bahsediyorlar kitapta.
Yedi kişilik bir avcı ekibi iki de rehberleri var . av sırasında bir Bozkurt sürüsüyle karşılaşıyorlar.
bu kurt Türünden her yerde olmadığı için hepsini avlayıp doldurmak istiyorlar.
Avcıları farkeden sürü , Lider Bozkurt eşliğinde ormana giriyor . Tüm sürü ormana girince içlerinden üçünün geri geldiğini görüyor avcılar.
Sanki vurulmayı bekliyormuşcasına oracıkta öylece duruyorlarmış. Tabi ayıya bile kafa tutabilen güçlü çeneleri Av tüfeklerine karşı yetersiz kalıyor ve üçüde vuruluyor.
Sürüyü kaçırmak istemeyen avcılar ... Rehberlerin " Ormanın bu bölümü çok sık ve dik yamaçlıdır "uyarısına rağmen , sürünün peşinden ormana giriyor.
Avcılardan birini sokan bir yılan yüzünden av yarıda kalıyor ve dönmek zorunda kalıyorlar. Sürüye ulaşamıyorlar yani.
Dönüşte vurdukları 3 kurtu almaya geldiklerinde , Kitabın yazarı ölene kadar unutamayacağını söylediği bir manzarayla karşılaşıyor.
Not :Kurtlar ölen bir başka kurtu yerler ..... fakat yavrularına yedirmezler.
Kurtlardan biri ölmüş , birisi ise ölmek üzere ve acı çekiyor... Sonuncu kurtsa kaburgasıyla kalça kemiği arasındaki bölgeden yara almış , ayakta duramakta zorluk çekmesine rağmen Ölen kurtu yemeye gelen 4 karakurt'a kafa tutuyor... 4 Karakurt ise Yaralı bozkurt yüzünden ölü Bozkurta yaklaşamıyor.
Avcıları gören karakurtlar hemen kaçıyor . Onların uzaklaştığını gören Bozkurt , ağır yaralı olan ve acı çeken diğer Bozkurtun boğazını ısırıyor ve öldürüyor onu. Sonrada kendi düşüp ölüyor.
Ölen ilk Bozkurtun da boğazındaki diş izlerini farkedince , daha fazla acı çekmemesi için arkadaşı tarafından öldürüldüğüne kanaat getiriyorlar.
Üzerlerine doğrulmuş namludan korkmayan Bozkurtlar ve diğer gördükleri avcıda hayranlık uyandırıyor.
Kurtları doldurmak yerine gömmeyi daha uygun buluyor . gömme işlemi bittikten sonra yerdeki kanlara dakikalarca bakıyor. Altın kaplama bıçağıyla koluna bir kesik atıyor ve
Bozkurtların mezarı yanındaki karlara kendi kanıyla tek bir kelime yazıyor SORRY
(Üzgünüm)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)