' AKP'NİN İSTİKLAL MAHKEMELERİ RAHATSIZLIĞI''
Görünen odur ki,Son günler de Said Rıza ve İskilipli Atıf Hoca' yı dillerine dolayıp arşivlerin açılmasını isteyen siyasal iktidarın intikam hissiyle İstiklal mahkemelerinden rövanşı almak gibi ince bir hesabı var.
Bütün amaçları iade'i itibar yapabilmek..Ancak O zaman da Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü çeteci olarak ilan etmeniz gerekir ki, bu Devletin kuruluş felsefesini inkar anlamına gelir.
Zira , M.Kemal Atatürk 16 Ocak 1923'te İzmit'te yaptığı basın toplantısında''İnkilabın kanunları mevcut yasa ve kanunlardan daha üstündür.''diyerek İstiklal Mahkemelerini yöneten Savcı ve Hakimlere devrim kanunlarına göre cezalandırma yapmalarını istemişti.O zaman bunlara göre Atatürk'te suçludur.
Baksanıza Seyyid Rıza'nın idam edilmesini bile içlerine sindirememektedirler.Dersim katliamı gibi ucube sözler sarfederek Devletin meşu müdafa hakkı görmezden gelinmektedir. Oysa Devlete başkaldıran,meydan okyan ve isyan edenlerin 34 mehmetçiğimizi şehid etmesinden hiç kimsenin bahsettiği yok.
29 NİSAN 1920 tarihinde kabul edilen “Hıyanet-i Vataniye Kanunu”nu sontrasında kurulan İstiklal Mahkemeleri,Asker kaçakları,vatana ihanet, ayaklanma, casusluk, bozgunculuk ve aleyhte propaganda, soygunculuk, görevini kötüye kullanma, halka eziyet ve baskı, askere saldırı, Tekalif-i Milliyeden mal kaçırmak, düşmana yardım ve işbirliği, düşman ordusuna katılmakv.b suçları kapsıyordu.
Kel Ali,Kılıç Ali ve Necip Ali...
Bir başka deyişle Aliler Divanı dedikleri mahkeme'i kübra...Atatürk'e sonsuz sadakatleri olan Üç Ali de İstiklal mahkemelerinde yargılanan vatan hainlerini,asker kaçaklarını,isyancıları asla affetmediler. Eğer affetselerdi zaten Atatürk ilke ve inkilapları başarıya asla ulaşamazdı.
İstiklal mahkemelerinin kararlarıyla 1054 kişi idam edildi. 2 bin 696 kişinin idamları, askerden kaçmamaları şartıyla affedildi.243 kişiye gıyabında idam cezası verildi. 1786 kişi kalebent ve kürek cezasına çarptırıldı. 11 bin 744 kişi beraat etti. 41 bin 768 kişi ise daha hafif cezalara çarptırıldı.
Şimdi ileri demokrasi adına ileri geri konuşup iktidara gelmeyi fırsatı ganimet zannederek tarihin akışını tersine döndüreceğiniz zannedenlere sesleniyorum.
''-Beyler nafile uğraşmayın...Tarih kendi devrinde hükmünü vermiştir.Bu hüküm verilmemiş olsaydı bugün T.C Devleti diye bir Devlet olmazdı.''Atatürk deccaldir.Din düşmanıdır.Katli vaciptir'' diye halkı galeyana getirip isyana teşvik eden sözümona mollalara karşı teşekkür edilecek değildi herhalde...
''Atatürk'ün kurduğu Devleti tanımıyoruz'' diyerek Konya da başgösteren Delibaş isyanı şayet bastırılmamış olsaydı Anadolu'da bir Türk Devleti'nden de bahsetmiyor olacaktık bugün..
Hala minarelerimizde EZAN SESİ duyuluyorsa bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ve onun silah arkadaşlarına borçluyuz.
Üç Ali'yi Milletin gözünde mahkum etme ve itibarsızlaştırma tezgahına tevessül etmeden O Üç şahısın İstiklal savaşında yaptığı fedekarlıkları ve kahramanlıkları okumalarını beklerdim.
İstiklal Mahkemeleri var olmakla yok olmak arasındaki bir mücadeledir.
Minnet duyacağımız kahramanları neredeyse vatan haini ilan edecek noktaya getiren bu iktidara yazıklar olsun.
26 Kasım 2011 Cumartesi
13 Kasım 2011 Pazar
F.Gülen Kimdir?
Ermeni olan dedesinin Pasinlerli İbrahim Bey'in hizmetkarlığını yaptığı yıllarda, Rus işgali sırasındaki Ermeni ayaklanmasında İbrahim Bey ve ailesi Ermeni hizmetkarlarının tasallutuna uğrayınca, İbrahim Bey hizmetkarını ve onun ailesinin bir bölümünü öldürür. Ardından, intihar eder. Olaydan sağ kurtulan Fethullah Gülen'in babası, 18-19 yaşlarındayken, İspir'e gelir ve yerleşir.
Fethullah GÜLEN: Müslüman adı alır ve bir Türk kızı ile evlenir. Asıl ilginç olanı Gülen'in babasının, 'Öyle bir evlat yetiştiriyorum ki, bunları kendi dinleri ile vuracak' sözleridir.
Fethullah GÜLEN: Müslüman adı alır ve bir Türk kızı ile evlenir. Asıl ilginç olanı Gülen'in babasının, 'Öyle bir evlat yetiştiriyorum ki, bunları kendi dinleri ile vuracak' sözleridir.
Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu durumda bulunmasının sorumluları kimdir?
Osmanlı İmparatorluğu'nun bitmesi ile Türkiye Cumhuriyeti işgal kuvvetlerinden Mustafa Kemal önderliğinde kurtularak kurulmuştur. Gerçekleştirilen birçok devrimler ile başta kadın hakları olmak üzere Türk Halkı olması gereken özgürlük ve yeniliklerle tanışmıştır. Bugün bir kısmınıı kaybetmiş olsa da Mustafa Kemal'den sonra yenilik yapılamadığı gibi birçok konuda eskiye doğru hareket etmekte olduğu bilinmektedir. Özellikler kadınlar birçok haklarını kaybetmeye başlamışlardır. Pek yakında Belediye nikahının yerini tekrar imam nikahının da alabileceği endişelerini Türk Halkı yaşamaya başlamıştır.
İçinde bulunduğumuz günlerde sorunların fazlalığı, içinden çıkılamaz konuların artması, Halkın ekonomik durumunun son durumu değerlendirildiğinde pek çok olumsuzluk görülmektedir.
Konu Hakkında yorum yapma gereği duyarak sorumluları ilan etmeyi de doğru bulmuyorum. Ben bugüne kadar ülkeyi idare edenlerin hükümetler olarak iktidara gelme tarihleri ile listesini yayınlıyorum. Aralarında hemen her görüşten siyasi irade bulunmaktadır ama hangisinin iktidarda fazla kaldığına dikkat ederseniz sorumlu olanları bulacaksınız.
Evet ülke de Liberaller, Milli görüşçüler, Cumhuriyetçiler, Milliyetçi Cepheler gibi çeşitli isimler ile idareler yaşandı hepimiz bunların örneklemelerini gördük ve görmeye de devam ediyoruz. Sanırım Türk Halkı bu tabloyu incelediğinde kimin ülkeyi ne kadar idare ettiğine bakarsa toplamda Demokrat Parti ile Başlayan süreçle ülkeyi idare eden merkez sağ anlayışın fazlallığını da görecektir.
I.İCRA VEKİLLERİ HEYETİ MUSTAFA KEMAL PAŞA
II. İCRA VEKİLLERİ HEYETİ FEVZİ PAŞA (ÇAKMAK)
III.İCRA VEKİLLERİ HEYETİ FEVZİ PAŞA (ÇAKMAK)
IV.İCRA VEKİLLERİ HEYETİ HÜSEYİN RAUF BEY (ORBAY)
V.İCRA VEKİLLERİ HEYETİ 14/08/1923 27/10/1923 ALİ FETHİ BEY (OKYAR)
01.HÜKÜMET 01/11/1923 06/03/1924 İSMET PAŞA (İNÖNÜ)
02.HÜKÜMET 06/03/1924 22/11/1924 İSMET PAŞA (İNÖNÜ)
03.HÜKÜMET 22/11/1924 03/03/1925 ALİ FETHİ BEY (OKYAR)
04.HÜKÜMET 04/03/1925 01/11/1927 İSMET PAŞA (İNÖNÜ)
05.HÜKÜMET 01/11/1927 27/09/1930 İSMET PAŞA (İNÖNÜ)
06.HÜKÜMET 27/09/1930 04/05/1931 İSMET PAŞA (İNÖNÜ)
07.HÜKÜMET 04/05/1931 01/03/1935 İSMET İNÖNÜ
08.HÜKÜMET 01/03/1935 25/10/1937 İSMET İNÖNÜ
09.HÜKÜMET 25/10/1937 11/11/1938 MAHMUT CELAL BAYAR
10.HÜKÜMET 11/11/1938 25/01/1939 MAHMUT CELAL BAYAR (Toplamda aralıksız 1 Yıl 4 Ay)
11.HÜKÜMET 25/01/1939 03/04/1939 REFİK SAYDAM
12.HÜKÜMET 03/04/1939 08/07/1942 REFİK SAYDAM
13.HÜKÜMET 09/07/1942 09/03/1943 ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU
14.HÜKÜMET 09/03/1943 07/08/1946 ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU
15.HÜKÜMET 07/08/1946 10/09/1947 MEHMET RECEP PEKER
16.HÜKÜMET 10/09/1947 10/06/1948 HASAN SAKA
17.HÜKÜMET 10/06/1948 16/01/1949 HASAN SAKA
18.HÜKÜMET 16/01/1949 22/05/1950 ŞEMSETTİN GÜNALTAY
19.HÜKÜMET 22/05/1950 09/03/1951 ADNAN MENDERES
20.HÜKÜMET 09/03/1951 17/05/1954 ADNAN MENDERES
21.HÜKÜMET 17/05/1954 09/12/1955 ADNAN MENDERES
22.HÜKÜMET 09/12/1955 25/11/1957 ADNAN MENDERES
23.HÜKÜMET 25/11/1957 27/05/1960 ADNAN MENDERES (Toplam da aralıksız 10 yıl)
24.HÜKÜMET 30/05/1960 05/01/1961 CEMAL GÜRSEL
25.HÜKÜMET 05/01/1961 27/10/1961 CEMAL GÜRSEL
26.HÜKÜMET 20/11/1961 25/06/1962 İSMET İNÖNÜ
27.HÜKÜMET 25/06/1962 25/12/1963 İSMET İNÖNÜ
28.HÜKÜMET 25/12/1963 20/02/1965 İSMET İNÖNÜ
29.HÜKÜMET 20/02/1965 27/10/1965 SUAD HAYRİ ÜRGÜPLÜ
30.HÜKÜMET 27/10/1965 03/11/1969 SÜLEYMAN DEMİREL
31.HÜKÜMET 03/11/1969 06/03/1970 SÜLEYMAN DEMİREL
32.HÜKÜMET 06/03/1970 26/03/1971 SÜLEYMAN DEMİREL(Toplam da aralıksız 2 yıl 8 ay)
33.HÜKÜMET 26/03/1971 11/12/1971 NİHAT ERİM
34.HÜKÜMET 11/12/1971 22/05/1972 NİHAT ERİM
35.HÜKÜMET 22/05/1972 15/04/1973 FERİT MELEN
36.HÜKÜMET 15/04/1973 26/01/1974 MEHMET NAİM TALU
37.HÜKÜMET 26/01/1974 17/11/1974 BÜLENT ECEVİT
38.HÜKÜMET 17/11/1974 31/03/1975 SADİ IRMAK
39.HÜKÜMET 31/03/1975 21/06/1977 SÜLEYMAN DEMİREL (2 yıl 3 ay)
40.HÜKÜMET 21/06/1977 21/07/1977 BÜLENT ECEVİT
41.HÜKÜMET 21/07/1977 05/01/1978 SÜLEYMAN DEMİREL (6 ay)
42.HÜKÜMET 05/01/1978 12/11/1979 BÜLENT ECEVİT
43.HÜKÜMET 12/11/1979 12/09/1980 SÜLEYMAN DEMİREL (11 ay)
44.HÜKÜMET 21/09/1980 13/12/1983 BÜLENT ULUSU
45.HÜKÜMET 13/12/1983 21/12/1987 TURGUT ÖZAL
46.HÜKÜMET 21/12/1987 09/11/1989 TURGUT ÖZAL (Aralıksız 6 yıl ve Cumhurbaşkanlığı dönemi)
47.HÜKÜMET 09/11/1989 23/06/1991 YILDIRIM AKBULUT (1 yıl 7 ay)
48.HÜKÜMET 23/06/1991 20/11/1991 MESUT YILMAZ (5 ay)
49.HÜKÜMET 20/11/1991 16/05/1993 SÜLEYMAN DEMİREL (1 yıl 7 ay)
50.HÜKÜMET 25/06/1993 05/10/1995 TANSU ÇİLLER
51.HÜKÜMET 05/10/1995 30/10/1995 TANSU ÇİLLER
52.HÜKÜMET 30/10/1995 06/03/1996 TANSU ÇİLLER (Toplamda aralıksız 8 ay)
53.HÜKÜMET 06/03/1996 28/06/1996 A. MESUT YILMAZ (1 yıl)
54.HÜKÜMET 28/06/1996 30/06/1997 NECMETTİN ERBAKAN (1 yıl 5 ay)
55.HÜKÜMET 30/06/1997 11/01/1999 A. MESUT YILMAZ (4 ay)
56.HÜKÜMET 11/01/1999 28/05/1999 MUSTAFA BÜLENT ECEVİT
57.HÜKÜMET 28/05/1999 19/11/2002 MUSTAFA BÜLENT ECEVİT
58.HÜKÜMET 19/11/2002 12/03/2003 ABDULLAH GÜL (5 ay)
59.HÜKÜMET 14/03/2003 29/08/2007 R. TAYYİP ERDOĞAN
60.HÜKÜMET 29/08/2007 06/07/2011 R. TAYYİP ERDOĞAN
61.HÜKÜMET 06/07/2011 R. TAYYİP ERDOĞAN (Toplamda aralıksız 8 yıl 4 ay)
Değerlendirme Türk Milletinindir.
(Samet DEMİRALP)
İçinde bulunduğumuz günlerde sorunların fazlalığı, içinden çıkılamaz konuların artması, Halkın ekonomik durumunun son durumu değerlendirildiğinde pek çok olumsuzluk görülmektedir.
Konu Hakkında yorum yapma gereği duyarak sorumluları ilan etmeyi de doğru bulmuyorum. Ben bugüne kadar ülkeyi idare edenlerin hükümetler olarak iktidara gelme tarihleri ile listesini yayınlıyorum. Aralarında hemen her görüşten siyasi irade bulunmaktadır ama hangisinin iktidarda fazla kaldığına dikkat ederseniz sorumlu olanları bulacaksınız.
Evet ülke de Liberaller, Milli görüşçüler, Cumhuriyetçiler, Milliyetçi Cepheler gibi çeşitli isimler ile idareler yaşandı hepimiz bunların örneklemelerini gördük ve görmeye de devam ediyoruz. Sanırım Türk Halkı bu tabloyu incelediğinde kimin ülkeyi ne kadar idare ettiğine bakarsa toplamda Demokrat Parti ile Başlayan süreçle ülkeyi idare eden merkez sağ anlayışın fazlallığını da görecektir.
I.İCRA VEKİLLERİ HEYETİ MUSTAFA KEMAL PAŞA
II. İCRA VEKİLLERİ HEYETİ FEVZİ PAŞA (ÇAKMAK)
III.İCRA VEKİLLERİ HEYETİ FEVZİ PAŞA (ÇAKMAK)
IV.İCRA VEKİLLERİ HEYETİ HÜSEYİN RAUF BEY (ORBAY)
V.İCRA VEKİLLERİ HEYETİ 14/08/1923 27/10/1923 ALİ FETHİ BEY (OKYAR)
01.HÜKÜMET 01/11/1923 06/03/1924 İSMET PAŞA (İNÖNÜ)
02.HÜKÜMET 06/03/1924 22/11/1924 İSMET PAŞA (İNÖNÜ)
03.HÜKÜMET 22/11/1924 03/03/1925 ALİ FETHİ BEY (OKYAR)
04.HÜKÜMET 04/03/1925 01/11/1927 İSMET PAŞA (İNÖNÜ)
05.HÜKÜMET 01/11/1927 27/09/1930 İSMET PAŞA (İNÖNÜ)
06.HÜKÜMET 27/09/1930 04/05/1931 İSMET PAŞA (İNÖNÜ)
07.HÜKÜMET 04/05/1931 01/03/1935 İSMET İNÖNÜ
08.HÜKÜMET 01/03/1935 25/10/1937 İSMET İNÖNÜ
09.HÜKÜMET 25/10/1937 11/11/1938 MAHMUT CELAL BAYAR
10.HÜKÜMET 11/11/1938 25/01/1939 MAHMUT CELAL BAYAR (Toplamda aralıksız 1 Yıl 4 Ay)
11.HÜKÜMET 25/01/1939 03/04/1939 REFİK SAYDAM
12.HÜKÜMET 03/04/1939 08/07/1942 REFİK SAYDAM
13.HÜKÜMET 09/07/1942 09/03/1943 ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU
14.HÜKÜMET 09/03/1943 07/08/1946 ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU
15.HÜKÜMET 07/08/1946 10/09/1947 MEHMET RECEP PEKER
16.HÜKÜMET 10/09/1947 10/06/1948 HASAN SAKA
17.HÜKÜMET 10/06/1948 16/01/1949 HASAN SAKA
18.HÜKÜMET 16/01/1949 22/05/1950 ŞEMSETTİN GÜNALTAY
19.HÜKÜMET 22/05/1950 09/03/1951 ADNAN MENDERES
20.HÜKÜMET 09/03/1951 17/05/1954 ADNAN MENDERES
21.HÜKÜMET 17/05/1954 09/12/1955 ADNAN MENDERES
22.HÜKÜMET 09/12/1955 25/11/1957 ADNAN MENDERES
23.HÜKÜMET 25/11/1957 27/05/1960 ADNAN MENDERES (Toplam da aralıksız 10 yıl)
24.HÜKÜMET 30/05/1960 05/01/1961 CEMAL GÜRSEL
25.HÜKÜMET 05/01/1961 27/10/1961 CEMAL GÜRSEL
26.HÜKÜMET 20/11/1961 25/06/1962 İSMET İNÖNÜ
27.HÜKÜMET 25/06/1962 25/12/1963 İSMET İNÖNÜ
28.HÜKÜMET 25/12/1963 20/02/1965 İSMET İNÖNÜ
29.HÜKÜMET 20/02/1965 27/10/1965 SUAD HAYRİ ÜRGÜPLÜ
30.HÜKÜMET 27/10/1965 03/11/1969 SÜLEYMAN DEMİREL
31.HÜKÜMET 03/11/1969 06/03/1970 SÜLEYMAN DEMİREL
32.HÜKÜMET 06/03/1970 26/03/1971 SÜLEYMAN DEMİREL(Toplam da aralıksız 2 yıl 8 ay)
33.HÜKÜMET 26/03/1971 11/12/1971 NİHAT ERİM
34.HÜKÜMET 11/12/1971 22/05/1972 NİHAT ERİM
35.HÜKÜMET 22/05/1972 15/04/1973 FERİT MELEN
36.HÜKÜMET 15/04/1973 26/01/1974 MEHMET NAİM TALU
37.HÜKÜMET 26/01/1974 17/11/1974 BÜLENT ECEVİT
38.HÜKÜMET 17/11/1974 31/03/1975 SADİ IRMAK
39.HÜKÜMET 31/03/1975 21/06/1977 SÜLEYMAN DEMİREL (2 yıl 3 ay)
40.HÜKÜMET 21/06/1977 21/07/1977 BÜLENT ECEVİT
41.HÜKÜMET 21/07/1977 05/01/1978 SÜLEYMAN DEMİREL (6 ay)
42.HÜKÜMET 05/01/1978 12/11/1979 BÜLENT ECEVİT
43.HÜKÜMET 12/11/1979 12/09/1980 SÜLEYMAN DEMİREL (11 ay)
44.HÜKÜMET 21/09/1980 13/12/1983 BÜLENT ULUSU
45.HÜKÜMET 13/12/1983 21/12/1987 TURGUT ÖZAL
46.HÜKÜMET 21/12/1987 09/11/1989 TURGUT ÖZAL (Aralıksız 6 yıl ve Cumhurbaşkanlığı dönemi)
47.HÜKÜMET 09/11/1989 23/06/1991 YILDIRIM AKBULUT (1 yıl 7 ay)
48.HÜKÜMET 23/06/1991 20/11/1991 MESUT YILMAZ (5 ay)
49.HÜKÜMET 20/11/1991 16/05/1993 SÜLEYMAN DEMİREL (1 yıl 7 ay)
50.HÜKÜMET 25/06/1993 05/10/1995 TANSU ÇİLLER
51.HÜKÜMET 05/10/1995 30/10/1995 TANSU ÇİLLER
52.HÜKÜMET 30/10/1995 06/03/1996 TANSU ÇİLLER (Toplamda aralıksız 8 ay)
53.HÜKÜMET 06/03/1996 28/06/1996 A. MESUT YILMAZ (1 yıl)
54.HÜKÜMET 28/06/1996 30/06/1997 NECMETTİN ERBAKAN (1 yıl 5 ay)
55.HÜKÜMET 30/06/1997 11/01/1999 A. MESUT YILMAZ (4 ay)
56.HÜKÜMET 11/01/1999 28/05/1999 MUSTAFA BÜLENT ECEVİT
57.HÜKÜMET 28/05/1999 19/11/2002 MUSTAFA BÜLENT ECEVİT
58.HÜKÜMET 19/11/2002 12/03/2003 ABDULLAH GÜL (5 ay)
59.HÜKÜMET 14/03/2003 29/08/2007 R. TAYYİP ERDOĞAN
60.HÜKÜMET 29/08/2007 06/07/2011 R. TAYYİP ERDOĞAN
61.HÜKÜMET 06/07/2011 R. TAYYİP ERDOĞAN (Toplamda aralıksız 8 yıl 4 ay)
Değerlendirme Türk Milletinindir.
(Samet DEMİRALP)
Dersim ayaklanması (Şeyh(kürt) Sait ve Seyit Rıza)
Şeyh Sait ve Seyit Rıza gibi sonu malum, Cumhuriyet düşmanı, İngiliz kuklası, feodal yobazlardan "kahraman" yaratmaya çalışanlar!..
Şaklabandan "kahraman" olmaz, bunların yollarında yürüyenler için de yolun sonu aynı olacaktır.
Fransa, Dersim isyanını organize ederek hem ta öteden beri beslediği Kürtlere bir otonomi veya bağımsızlık kazandırıp onların hamisi olma hem de Türkiye’nin dikkatini Hatay’dan çekerek kendi iç sorunları ile uğraşmasını amaçlıyordu. Öte yandan isyanın tüm Türkiye’ye yayılacak bir Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmesi de Fransız istihbaratınca öngörülmüştü. Bu doğrultuda Hatay sorununun hız kazandığı yıllarda Fransızlar, ajanları İzzettin aracılığıyla Dersim’de dini lider ve aşiretler üzerinde etkisi olması sebebiyle Seyit Rıza ile ilişki kurmuşlardı.
O sıralarda Fransız gizli servisi kontrolünde bulunan Suriye merkezli Hoybun cemiyeti tarafından 1933 ve 1934 yıllarında Türkiye’ye gönderilen Ermeni Boğos ve M. Nuri Dersimi de uzun zamandır Dersim ve civarında birtakım gizli çalışmalar yapıyorlardı. Suriye’den özellikle Fransız istihbaratınca yönlendirilen Ermeniler, Dersim’in içlerine doğru yayılıyor, birtakım gizli ilişkiler içine giriyorlardı.
Dersim isyanından hemen önce Suriye sınırlarından Türkiye’ye kimliği bilinmeyen dört “komitacı” geçer. Bunlardan birisi Hozat’ta yakalanır. Ancak diğerleri Tunceli’nin içlerine doğru ilerler. İsyan da bu gelişmelerin hemen sonrasında patlak verir. İsyanın ilk hareketi Kahmut köprüsünün yakılması olayında da Ermeni asıllı Demirci Mustafa kullanılmıştır. İsyan sırasında Seyit Rıza’nın ele geçirilen çadırında yapılan aramada da Ermenice kitaplarla üzerinde Ermenice yazılar olan bir taç bulunur.
Dersim isyanının devam ettiği sıralarda, 16 Haziran 1937 tarihli Cumhuriyet, âsilerin yabancı bir devletin yardımını beklediklerini bildirir. Gazete, güneyden gelen casusların tahrikiyle çıkan isyanın elebaşılarının, halka; “İngilizler ve Fransızların yardıma gelecekleri, Arapların da kendilerine destek verdiği propagandasını yaydıklarını” belirtir.
Teslim olmadan önce sıkıştırılan isyanın elebaşı Seyit Rıza da, adamlarından Alişir’in İran ve Irak’a iltica ederek Fransa ve İngiltere hükümetlerinin yardımını dilemesini ister.
Dersim isyanının sönmeye yüz tuttuğu sıralarda, Suriye’den bir grup, isyanı yaymak ve bu yolla Tunceli’deki âsilere yardım etmek için Cizre üzerinden Türkiye’ye geçmeye çalışır. Fakat bunda başarılı olamayıp geride birkaç ölü bırakarak püskürtülürler. Ölenler arasında Şeyh Sait’in ağabeyi Şeyh Abdürrahim de vardır.
(Dr. Suat Akgül, Dersim İsyanları ve Seyit Rıza)
Şaklabandan "kahraman" olmaz, bunların yollarında yürüyenler için de yolun sonu aynı olacaktır.
Fransa, Dersim isyanını organize ederek hem ta öteden beri beslediği Kürtlere bir otonomi veya bağımsızlık kazandırıp onların hamisi olma hem de Türkiye’nin dikkatini Hatay’dan çekerek kendi iç sorunları ile uğraşmasını amaçlıyordu. Öte yandan isyanın tüm Türkiye’ye yayılacak bir Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmesi de Fransız istihbaratınca öngörülmüştü. Bu doğrultuda Hatay sorununun hız kazandığı yıllarda Fransızlar, ajanları İzzettin aracılığıyla Dersim’de dini lider ve aşiretler üzerinde etkisi olması sebebiyle Seyit Rıza ile ilişki kurmuşlardı.
O sıralarda Fransız gizli servisi kontrolünde bulunan Suriye merkezli Hoybun cemiyeti tarafından 1933 ve 1934 yıllarında Türkiye’ye gönderilen Ermeni Boğos ve M. Nuri Dersimi de uzun zamandır Dersim ve civarında birtakım gizli çalışmalar yapıyorlardı. Suriye’den özellikle Fransız istihbaratınca yönlendirilen Ermeniler, Dersim’in içlerine doğru yayılıyor, birtakım gizli ilişkiler içine giriyorlardı.
Dersim isyanından hemen önce Suriye sınırlarından Türkiye’ye kimliği bilinmeyen dört “komitacı” geçer. Bunlardan birisi Hozat’ta yakalanır. Ancak diğerleri Tunceli’nin içlerine doğru ilerler. İsyan da bu gelişmelerin hemen sonrasında patlak verir. İsyanın ilk hareketi Kahmut köprüsünün yakılması olayında da Ermeni asıllı Demirci Mustafa kullanılmıştır. İsyan sırasında Seyit Rıza’nın ele geçirilen çadırında yapılan aramada da Ermenice kitaplarla üzerinde Ermenice yazılar olan bir taç bulunur.
Dersim isyanının devam ettiği sıralarda, 16 Haziran 1937 tarihli Cumhuriyet, âsilerin yabancı bir devletin yardımını beklediklerini bildirir. Gazete, güneyden gelen casusların tahrikiyle çıkan isyanın elebaşılarının, halka; “İngilizler ve Fransızların yardıma gelecekleri, Arapların da kendilerine destek verdiği propagandasını yaydıklarını” belirtir.
Teslim olmadan önce sıkıştırılan isyanın elebaşı Seyit Rıza da, adamlarından Alişir’in İran ve Irak’a iltica ederek Fransa ve İngiltere hükümetlerinin yardımını dilemesini ister.
Dersim isyanının sönmeye yüz tuttuğu sıralarda, Suriye’den bir grup, isyanı yaymak ve bu yolla Tunceli’deki âsilere yardım etmek için Cizre üzerinden Türkiye’ye geçmeye çalışır. Fakat bunda başarılı olamayıp geride birkaç ölü bırakarak püskürtülürler. Ölenler arasında Şeyh Sait’in ağabeyi Şeyh Abdürrahim de vardır.
(Dr. Suat Akgül, Dersim İsyanları ve Seyit Rıza)
İslam Öncesi Türk Kadını
İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK KADINI
Yabancı ve Arap kaynakların ortaya vurduğu bir tarihi gerçek şudur ki İslamiyeti kabul edene kadar Türk’lerde KADIN eşit hak ve özgürlüklere sahip bir değerdi. Ve şu muhakkak ki biz Türkler, Şeriat bataklığına saplandıktan bu yana özellikle iki güzel niteliğimizi yitirmişizdir ki bunlardan biri ‘akılcılık’ ve diğeri de ‘kadına saygıdır’
1) 7-8. Yüzyıllarda Orta Asya Türk Ülkelerinin Çoğu Kadın Hükümdarlarla Yönetilmekte:
Eski Türklerde, özellikle Şamani döneminde, kadınlı erkekli dini toplantılar tertip edildiği, aynı yerde hep birlikte ayinler düzenlendiği, toplantıya katılanların bir daire halinde yere oturdukları, kadın ve erkeklerin mevki ve yaşlarına göre sıralandıkları anlaşılmaktadır. Yakut’larda ‘Isıah’ denilen ayinlerin yapıldığı ve bu ayinlerde kadınların ve erkeklerin el ele tutuşarak meydana getirdikleri dairede ‘hü hü’ diyerek raks ettikleri, hep birlikte kımız içtikleri ve dini merasimi yürüttükleri tarihi kaynakların ortaya vurduğu gerçeklerdir. (Ahmed Yaşar Ocak, Bektaşi Menakıbnamelerinde İslam Öncesi Motifler, 125.s.) Kadınlı erkekli bu tür toplantılar, her ne kadar Müslümanlığın kabulünden sonra da bir süre devam etmiş ise de, giderek yok olmuştur.
Buhara’nın Arap orduları tarafından işgalini nakleden Arap kaynaklarından öğrenmekteyiz ki Orta Asya’daki bir çok Türk Devletlerinde kadın, devlet başkanlığı sorumluluğu ile görevlendirilmiştir. Nitekim Buhara o tarihlerde, yani 8. yüzyılda, Toksan adındaki bir Hatun Sultan tarafından yönetilmekteydi.
Öte yandan M.S.720 yılında Gültekin (Kül-Tekin) için dikilen Tonyukuk ve 734 yılında Bilge Han adına dikilen Orhun Kitabelerinden anlaşılmaktadır ki, eski Türklerde kadın, siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda özgürlüğe sahi bir varlıktır. Hatırlatalım ki Bilge Hatun, ki Gültekin’in annesiydi, devlet yönetiminde pek başarılı işler görmüştür. Gültekin Han iktidarı, eşi Kutlulu Sultan ile birlikte kullanmıştır. (Günseli Özkaya Tutsaklıktan Özgürlüğe, Kadınların Savaşı 157,158.s.)
Belazuri’nin Fütüh Ül-Buldan’ında, Arap ordularının Buhara’ya yaptığı saldırılara karşı Buhara Melikesi Hınık Hatun’un nasıl karşı koyduğu anlatılırken onun, son derece dirayetli ve idareci bir kişiliğe sahip olduğu belirtilir. (Dr. Zekeriya Kitapçı, Müslüman Arap Ordularında Çarışan ilk Türkler” Diyanet Dergisi cild XII, sayı 4, s.239-244)
2) X. Yüzyıl: El-Belhi’nin Yapıtlarında Türk Kadını’nın Özgürlüğü Anlatılır:
Onuncu Yüzyılın ünlü çoğrafyacısı el-Belhi, Kitabü’l-Bad ve Ve’t Tarih adlı yapıtının bir bölümünde, o dönem itibariyle Türk ülkelerindeki kadının özgürlüğüne ilişkin olayları hikaye ederken, ve özellikle Muaviye’nin oğlu Yezid zamanında Buhara’da hüküm süren Hatun Sultan’dan söz ederken Türk kadını’nın uygarlığı konusundaki hayranlığını gizleyemez.
Anımsamakta yarar vardır ki Yezid’in Horasan’a vali olarak gönderdiği Zeyyad bin Ebihi’nin oğlu, Orta Asya’da Arap fütuhatını genişletmek için saldırılar düzenlerken, Buhara’da devlet yöneten Hatun Sultan, bu saldırılara karşı korunmak amacıyla, başka bir Türk ülkesinin hükümdarı Terkan’dan yardım istemiş ve bu vesile ile evlenme teklif etmiştir.
(Bu yüzyılda yerleşik hayata geçildiği sonucunu çıkarıyorum ben.)
3) XI. Yüzyıl: Selçuk Sultanı Tuğrul’un Kadına Saygısı:
Selçuk Sultanı Tuğrul, 11. Yızyılda Bağdad’ı işgal ettikten sonra eski halifelerin sarayında Halife El Kasım Biemrillah’ın kızı ile evlenir; evlendiği kadını büyük bir saygı ile tahta oturtur. Arap tarihçisi İbni Halikan şöyle anlatır: “…Sefer ayının 15.inci günü prenses, sarayda kendisini bekleyen kocasına mülaki oldu ve altın kumaşlarla süslü tahta çıktı ve kocasını bekledi. Tuğrul Bey eşinin karşısına diz çökerek geldi… Ona emsalsiz hediyeler vererek (tekrar) yeri öptü ve büyük bir saygı gösterisiyle ve mutluluk duyarak odasına çekildi.” (İbn Hallikan, Vefayatu’l- A’yan ve Enbau Ebna El’zaman. Cild V, 102,105.s.)
Her ne kadar gerci çevreler bu evliliği hoş görmemiş iseler de Tuğrul Bey gibi ünlü bir fatihin karısına karşı takındığı bu saygılı tutumunu hayranlıkla karşılamaktan kendilerini alamamışlardır. (G. Le Starange Baghdad During the Abbasid Caliphate, Oxford 1900)
Yine 11. Yüzyılın diğer tanınmış bir yazarı olan İbn Butlan Türk kadınının zerafetini, inceliğini, canlılığını, temizliğini, cesaretini ve karakter üstünlüğünü gözler önene sererken tarihi bir gerçeği dile getirir. (Takvim u’y Sıhha adlı kitabında: “Türk kadınının cildi fevkalade beyaz ve zerafeti takdire şayandır. Gözler küçük fakat çok çekicidir. Genellikle kısa boyludurlar… Çocuk doğurmada bereketli sayılırlar, fakat doğurdukları çocuklar pek nadiren çirkin olur. Ata binmede ustadırlar. Son derece cömert, temiz ve iyi ahçıdırlar.”)
4) XII. Yüzyıl: İbn Cübeyr, Türk Ülkelerinde Kadına Gösterilen Saygıyı Başka Hiçbir Yerde Görmediğini Söyler:
12. Yüzyılın tanınmış tarihçilerinden İbn Cübeyr, 1183-1184 yılları arasında gırnata’dan Mısır, Irak, Suriye ve Yakın Doğu ülkelerine yaptığı gezilerini anlatırken Türk kadınının toplum yaşamlarındaki önemli yerini ve değerini açıklar. Horasan Valisi Tukuş Şah ile birlikte Kabe’yi ziyarete giden Ebu’l Mukrim Teştiki’nin yanındaki Türk prenseslerinden söz ederken, tüm Arap ülkelerini dolaştığını, Irak’taki Abbasi halifelerini ziyaret ettiğini, Selahattin İmparatorluğunu gezdiğinini ve fakat hiçbir yerde Türk ülkelerinde olduğu gibi kadına değer verildiğine tanık olmadığını söyler. (İbn Cübeyr Seyahatname adlı kitabın yazarıdır. Kitabın İngilizce çevirisi bk. İbn Jubayr, The Travels of İbn Jubayr.)
5) XIII Yüzyıl: Marco Polo, Türk Kadınının Özgürlüğüne Tanık Olur:
13. yüzyılda Türk beldelerini dolaşan Marco Polo, Amu Derya nehrinin yukarılarında Kuzey Doğu’ya yayılan ve ‘Büyük Türkiye’ diye tanımlar olduğu yerleri ziyaret ederken Türk hükümdarlarının kızlarından söz eder ve şöyle der: ‘Prenses öylesine gülü ki tüm ülkede onunla başa çıkacak erkek bulmak güç. Çünkü kim çıkarsa hepsini altetmektedir. Babası kendisini evlendirmek istediği halde o buna razı olmamakta ve (kendi beğendiği birini bulana kadar) hiç kimse ile evlenmek niyetinde olmadığını açığa vurmaktadır. Bundan dolayıdır ki babası ona yazılı olarak, bilediği erkekle evlenebileceğine dair söz vermiştir. Bunun üzerinedir ki prenses, ülkenin dört bir yanına haber salarak genç delikanlıları, kendisiyle güç denemesine çağırmış ve kendisiyle başa çıkacak birini bulduğu zaman onunla evleneceğini açıklamıştır. (The Adventures Of Marco Polo, New York, 1948, 179, 181. s.)
Batılı yazarlar arasında Marco Polo gibi Türk kadınının özgür yaşamlarına, bağımsızlığına ve karakter olgunluğuna hayran kalanlar çoktur. Ricoldo di Morte Groce bunlardan biridir. Bu ünlü yazardan öğrenmekteyiz ki Türk ülkelerinde ve örneğin Selçuk devletinde hakim olan gelenekler, Arap ülkelerindekinden çok farklıdır ve bu farklılık, özellikle Türk kadınının toplumdaki üstün değeri ve yeri ile ilgilidir. (Pre-Ottoman Turkey, 1076-1330, 153.s.)
Kısaca belirtelim ki, Türklerde kadının bu üstün kartede tutulduğu dönemlerde Batı dünyası, tıpkı Arap dünyası gibi, kadını ikinci plana atmıştı. Çoğu yerde koca, sofrada yemek yerken, kadın ayakta bekler, ona hizmet eder, her vesile ile kocasının ayaklarını öper ve fakat yine de haysiyet kırıcı muamelelere uğramaktan kurtulamazdı. Bu durumların özellikle Kolon’ya ve Normandi gibi yerlerde pek yaygın olduğu ve alınan tedbirlere rağmen yüzyıllar boyunca sürüp gittiği anlaşılmaktadır.
6) Cüveyni'nin Kaleminden Türkan Hatun ve Raziye Sultan Örnekleri:
13. Y.Yılın ünlü yazarlarından Ata Malik Cüveyni, "Tarih Cihan" adlı yapıtında Cengiz Han ailesinden söz ederken Türk kadınının yeteneklerini över. Özellikle Türkan Hatun'un devlet işlerindeki becerikliliğini, haysiyet duygusuna verdiği yeri (ve örneğin kocası Sultan Osman'ı saygılı davranmıyor diye Sultan Mehmed'e şikayet etmesini) nakleder ki çok ilginçtir.
Yine Cüveyni'den öğrenmekteyiz ki İlhanlıların 13. yüzyılda İslam'ı kabul etmelerinden sonra, eski Türk geleneklerinde ve özellikle kadına saygı değerlerinde gerileme başlamıştır. Raziye Sultan örneği bunu kanıtlamaya yeterlidir. Gerçekten de Raziye, 1236 ila 1240 yılları arasında Delhi tahtını işgal etmiştir. Babası İl-Tutmuş, tüm danışmanlarının itirazlarına rağmen onu veliahdlığa getirmiştir. İl-Tutmuş'un ölümünden sonra saray erkanı, devletin bir kadın tarafından idare edilmesini istememiş ve tahta İl-Tutmuş'un oğullarından birini, Ruknuddin Firuz'u getirmiştir. Fakat bu hükümdarın kötü yönetimi yüzünden ihtilal patlak vermiş ve halk, ordu ile birlik olup Raziye'yi tahta çıkarmıştır.
Raziye döneminde Delhi fevkalade iyi bir yönetime kavuşmuştur. Son derece akıllı ve geniş görüşlü olan Raziye, kadınlara özgürlük sağlamak üzere her şeyden önce peçe ve çarşafı kaldırmış ve kendisi de buna örnek olmuştur. Çarşaf giymek şöyle dursun, fakat saltanatının en parlak döneminde kadın elbisesiyle değil, çoğu kez erkek kıyafetine girerek dolaşmayı tercih etmiştir. Böylece gerici çevrelere, insan varlığının geleneklere köle olmaması gerektiği dersini vermiştir.
Her ne kadar bu cesur ve özgür davranışı, ona pahalıya patlamış ve tahtından olmasına yol açmış ise de, yüzyıllar içerisinde yararlı ve etkili bir örneğe zemin teşkil etmek bakımından zikredilmeye değer niteliğini yitirmemiştir.*
Çüveyni'nin yukarıdaki kitabı İngilizceye The Hisitory of the Word Conquieror olarak çevrilmiştir. Yukarıdaki hususlar için bk. Vol. I, 465 ve d.
Şems al-Din İl Tutmuş (1210-1236) Bağdat halifesi Mustansir Bi'llah tarafından resmen tanınan Hindistan'ın ilk müslüman hükümdarıdır.
*Softa zihniyet temsilcisi çoğu Emir'ler onun tahttan indirilmesinde rol oynamışlardır. Bk. Seyyid Feyyaz Mahmud, A. Short History of Islam (Oxford Univer. Press, Pakistan Branch, 1960) 265.
İlhan Arsel'in Şeriat ve Kadın kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yabancı ve Arap kaynakların ortaya vurduğu bir tarihi gerçek şudur ki İslamiyeti kabul edene kadar Türk’lerde KADIN eşit hak ve özgürlüklere sahip bir değerdi. Ve şu muhakkak ki biz Türkler, Şeriat bataklığına saplandıktan bu yana özellikle iki güzel niteliğimizi yitirmişizdir ki bunlardan biri ‘akılcılık’ ve diğeri de ‘kadına saygıdır’
1) 7-8. Yüzyıllarda Orta Asya Türk Ülkelerinin Çoğu Kadın Hükümdarlarla Yönetilmekte:
Eski Türklerde, özellikle Şamani döneminde, kadınlı erkekli dini toplantılar tertip edildiği, aynı yerde hep birlikte ayinler düzenlendiği, toplantıya katılanların bir daire halinde yere oturdukları, kadın ve erkeklerin mevki ve yaşlarına göre sıralandıkları anlaşılmaktadır. Yakut’larda ‘Isıah’ denilen ayinlerin yapıldığı ve bu ayinlerde kadınların ve erkeklerin el ele tutuşarak meydana getirdikleri dairede ‘hü hü’ diyerek raks ettikleri, hep birlikte kımız içtikleri ve dini merasimi yürüttükleri tarihi kaynakların ortaya vurduğu gerçeklerdir. (Ahmed Yaşar Ocak, Bektaşi Menakıbnamelerinde İslam Öncesi Motifler, 125.s.) Kadınlı erkekli bu tür toplantılar, her ne kadar Müslümanlığın kabulünden sonra da bir süre devam etmiş ise de, giderek yok olmuştur.
Buhara’nın Arap orduları tarafından işgalini nakleden Arap kaynaklarından öğrenmekteyiz ki Orta Asya’daki bir çok Türk Devletlerinde kadın, devlet başkanlığı sorumluluğu ile görevlendirilmiştir. Nitekim Buhara o tarihlerde, yani 8. yüzyılda, Toksan adındaki bir Hatun Sultan tarafından yönetilmekteydi.
Öte yandan M.S.720 yılında Gültekin (Kül-Tekin) için dikilen Tonyukuk ve 734 yılında Bilge Han adına dikilen Orhun Kitabelerinden anlaşılmaktadır ki, eski Türklerde kadın, siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda özgürlüğe sahi bir varlıktır. Hatırlatalım ki Bilge Hatun, ki Gültekin’in annesiydi, devlet yönetiminde pek başarılı işler görmüştür. Gültekin Han iktidarı, eşi Kutlulu Sultan ile birlikte kullanmıştır. (Günseli Özkaya Tutsaklıktan Özgürlüğe, Kadınların Savaşı 157,158.s.)
Belazuri’nin Fütüh Ül-Buldan’ında, Arap ordularının Buhara’ya yaptığı saldırılara karşı Buhara Melikesi Hınık Hatun’un nasıl karşı koyduğu anlatılırken onun, son derece dirayetli ve idareci bir kişiliğe sahip olduğu belirtilir. (Dr. Zekeriya Kitapçı, Müslüman Arap Ordularında Çarışan ilk Türkler” Diyanet Dergisi cild XII, sayı 4, s.239-244)
2) X. Yüzyıl: El-Belhi’nin Yapıtlarında Türk Kadını’nın Özgürlüğü Anlatılır:
Onuncu Yüzyılın ünlü çoğrafyacısı el-Belhi, Kitabü’l-Bad ve Ve’t Tarih adlı yapıtının bir bölümünde, o dönem itibariyle Türk ülkelerindeki kadının özgürlüğüne ilişkin olayları hikaye ederken, ve özellikle Muaviye’nin oğlu Yezid zamanında Buhara’da hüküm süren Hatun Sultan’dan söz ederken Türk kadını’nın uygarlığı konusundaki hayranlığını gizleyemez.
Anımsamakta yarar vardır ki Yezid’in Horasan’a vali olarak gönderdiği Zeyyad bin Ebihi’nin oğlu, Orta Asya’da Arap fütuhatını genişletmek için saldırılar düzenlerken, Buhara’da devlet yöneten Hatun Sultan, bu saldırılara karşı korunmak amacıyla, başka bir Türk ülkesinin hükümdarı Terkan’dan yardım istemiş ve bu vesile ile evlenme teklif etmiştir.
(Bu yüzyılda yerleşik hayata geçildiği sonucunu çıkarıyorum ben.)
3) XI. Yüzyıl: Selçuk Sultanı Tuğrul’un Kadına Saygısı:
Selçuk Sultanı Tuğrul, 11. Yızyılda Bağdad’ı işgal ettikten sonra eski halifelerin sarayında Halife El Kasım Biemrillah’ın kızı ile evlenir; evlendiği kadını büyük bir saygı ile tahta oturtur. Arap tarihçisi İbni Halikan şöyle anlatır: “…Sefer ayının 15.inci günü prenses, sarayda kendisini bekleyen kocasına mülaki oldu ve altın kumaşlarla süslü tahta çıktı ve kocasını bekledi. Tuğrul Bey eşinin karşısına diz çökerek geldi… Ona emsalsiz hediyeler vererek (tekrar) yeri öptü ve büyük bir saygı gösterisiyle ve mutluluk duyarak odasına çekildi.” (İbn Hallikan, Vefayatu’l- A’yan ve Enbau Ebna El’zaman. Cild V, 102,105.s.)
Her ne kadar gerci çevreler bu evliliği hoş görmemiş iseler de Tuğrul Bey gibi ünlü bir fatihin karısına karşı takındığı bu saygılı tutumunu hayranlıkla karşılamaktan kendilerini alamamışlardır. (G. Le Starange Baghdad During the Abbasid Caliphate, Oxford 1900)
Yine 11. Yüzyılın diğer tanınmış bir yazarı olan İbn Butlan Türk kadınının zerafetini, inceliğini, canlılığını, temizliğini, cesaretini ve karakter üstünlüğünü gözler önene sererken tarihi bir gerçeği dile getirir. (Takvim u’y Sıhha adlı kitabında: “Türk kadınının cildi fevkalade beyaz ve zerafeti takdire şayandır. Gözler küçük fakat çok çekicidir. Genellikle kısa boyludurlar… Çocuk doğurmada bereketli sayılırlar, fakat doğurdukları çocuklar pek nadiren çirkin olur. Ata binmede ustadırlar. Son derece cömert, temiz ve iyi ahçıdırlar.”)
4) XII. Yüzyıl: İbn Cübeyr, Türk Ülkelerinde Kadına Gösterilen Saygıyı Başka Hiçbir Yerde Görmediğini Söyler:
12. Yüzyılın tanınmış tarihçilerinden İbn Cübeyr, 1183-1184 yılları arasında gırnata’dan Mısır, Irak, Suriye ve Yakın Doğu ülkelerine yaptığı gezilerini anlatırken Türk kadınının toplum yaşamlarındaki önemli yerini ve değerini açıklar. Horasan Valisi Tukuş Şah ile birlikte Kabe’yi ziyarete giden Ebu’l Mukrim Teştiki’nin yanındaki Türk prenseslerinden söz ederken, tüm Arap ülkelerini dolaştığını, Irak’taki Abbasi halifelerini ziyaret ettiğini, Selahattin İmparatorluğunu gezdiğinini ve fakat hiçbir yerde Türk ülkelerinde olduğu gibi kadına değer verildiğine tanık olmadığını söyler. (İbn Cübeyr Seyahatname adlı kitabın yazarıdır. Kitabın İngilizce çevirisi bk. İbn Jubayr, The Travels of İbn Jubayr.)
5) XIII Yüzyıl: Marco Polo, Türk Kadınının Özgürlüğüne Tanık Olur:
13. yüzyılda Türk beldelerini dolaşan Marco Polo, Amu Derya nehrinin yukarılarında Kuzey Doğu’ya yayılan ve ‘Büyük Türkiye’ diye tanımlar olduğu yerleri ziyaret ederken Türk hükümdarlarının kızlarından söz eder ve şöyle der: ‘Prenses öylesine gülü ki tüm ülkede onunla başa çıkacak erkek bulmak güç. Çünkü kim çıkarsa hepsini altetmektedir. Babası kendisini evlendirmek istediği halde o buna razı olmamakta ve (kendi beğendiği birini bulana kadar) hiç kimse ile evlenmek niyetinde olmadığını açığa vurmaktadır. Bundan dolayıdır ki babası ona yazılı olarak, bilediği erkekle evlenebileceğine dair söz vermiştir. Bunun üzerinedir ki prenses, ülkenin dört bir yanına haber salarak genç delikanlıları, kendisiyle güç denemesine çağırmış ve kendisiyle başa çıkacak birini bulduğu zaman onunla evleneceğini açıklamıştır. (The Adventures Of Marco Polo, New York, 1948, 179, 181. s.)
Batılı yazarlar arasında Marco Polo gibi Türk kadınının özgür yaşamlarına, bağımsızlığına ve karakter olgunluğuna hayran kalanlar çoktur. Ricoldo di Morte Groce bunlardan biridir. Bu ünlü yazardan öğrenmekteyiz ki Türk ülkelerinde ve örneğin Selçuk devletinde hakim olan gelenekler, Arap ülkelerindekinden çok farklıdır ve bu farklılık, özellikle Türk kadınının toplumdaki üstün değeri ve yeri ile ilgilidir. (Pre-Ottoman Turkey, 1076-1330, 153.s.)
Kısaca belirtelim ki, Türklerde kadının bu üstün kartede tutulduğu dönemlerde Batı dünyası, tıpkı Arap dünyası gibi, kadını ikinci plana atmıştı. Çoğu yerde koca, sofrada yemek yerken, kadın ayakta bekler, ona hizmet eder, her vesile ile kocasının ayaklarını öper ve fakat yine de haysiyet kırıcı muamelelere uğramaktan kurtulamazdı. Bu durumların özellikle Kolon’ya ve Normandi gibi yerlerde pek yaygın olduğu ve alınan tedbirlere rağmen yüzyıllar boyunca sürüp gittiği anlaşılmaktadır.
6) Cüveyni'nin Kaleminden Türkan Hatun ve Raziye Sultan Örnekleri:
13. Y.Yılın ünlü yazarlarından Ata Malik Cüveyni, "Tarih Cihan" adlı yapıtında Cengiz Han ailesinden söz ederken Türk kadınının yeteneklerini över. Özellikle Türkan Hatun'un devlet işlerindeki becerikliliğini, haysiyet duygusuna verdiği yeri (ve örneğin kocası Sultan Osman'ı saygılı davranmıyor diye Sultan Mehmed'e şikayet etmesini) nakleder ki çok ilginçtir.
Yine Cüveyni'den öğrenmekteyiz ki İlhanlıların 13. yüzyılda İslam'ı kabul etmelerinden sonra, eski Türk geleneklerinde ve özellikle kadına saygı değerlerinde gerileme başlamıştır. Raziye Sultan örneği bunu kanıtlamaya yeterlidir. Gerçekten de Raziye, 1236 ila 1240 yılları arasında Delhi tahtını işgal etmiştir. Babası İl-Tutmuş, tüm danışmanlarının itirazlarına rağmen onu veliahdlığa getirmiştir. İl-Tutmuş'un ölümünden sonra saray erkanı, devletin bir kadın tarafından idare edilmesini istememiş ve tahta İl-Tutmuş'un oğullarından birini, Ruknuddin Firuz'u getirmiştir. Fakat bu hükümdarın kötü yönetimi yüzünden ihtilal patlak vermiş ve halk, ordu ile birlik olup Raziye'yi tahta çıkarmıştır.
Raziye döneminde Delhi fevkalade iyi bir yönetime kavuşmuştur. Son derece akıllı ve geniş görüşlü olan Raziye, kadınlara özgürlük sağlamak üzere her şeyden önce peçe ve çarşafı kaldırmış ve kendisi de buna örnek olmuştur. Çarşaf giymek şöyle dursun, fakat saltanatının en parlak döneminde kadın elbisesiyle değil, çoğu kez erkek kıyafetine girerek dolaşmayı tercih etmiştir. Böylece gerici çevrelere, insan varlığının geleneklere köle olmaması gerektiği dersini vermiştir.
Her ne kadar bu cesur ve özgür davranışı, ona pahalıya patlamış ve tahtından olmasına yol açmış ise de, yüzyıllar içerisinde yararlı ve etkili bir örneğe zemin teşkil etmek bakımından zikredilmeye değer niteliğini yitirmemiştir.*
Çüveyni'nin yukarıdaki kitabı İngilizceye The Hisitory of the Word Conquieror olarak çevrilmiştir. Yukarıdaki hususlar için bk. Vol. I, 465 ve d.
Şems al-Din İl Tutmuş (1210-1236) Bağdat halifesi Mustansir Bi'llah tarafından resmen tanınan Hindistan'ın ilk müslüman hükümdarıdır.
*Softa zihniyet temsilcisi çoğu Emir'ler onun tahttan indirilmesinde rol oynamışlardır. Bk. Seyyid Feyyaz Mahmud, A. Short History of Islam (Oxford Univer. Press, Pakistan Branch, 1960) 265.
İlhan Arsel'in Şeriat ve Kadın kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)