(Hüseyin Nihal ATSIZ)
Milli Karakter, Kan ve Türkçülük ;
Türk kanı taşıyan herkes Türk'tür. Türklük şuuruna sahip olan ve bütün yabancı fikir ve düşüncelerden arınmış, Türklüğe bağlı herkesi de Türk olarak kabul ediyoruz.
İlk makalemde milli karakterden bahsetmiştim. Milli karakter; milletlerin taşıdığı kan, yani genlerinin sahip olduğu ırkî özellikleri ve her ırkın bu özelliklere göre ayrıldığından bahsetmiştim. Her millet kendi kanının gereğini yapar. Yaşam şekli, beşeri ilişkileri, milletlerarası ilişkileri, edep ve davranışları o milletin milli karakterini yansıtır.
Doğadaki canlılarda da türler içerisinde ırklar olduğu gibi, her ırkın farklı farklı milli karakteri bulunmaktadır. Örneklemek gerekirse;Köpek bir türdür. Köpek türü de kendi içerisinde ırklara ayrılır. Normal şartlarda eziyet, şiddet görmeksizin yetişmiş olan köpek ırkları içerisinde en belirginlerinden biri Labrador ırkıdır. Labradorlar; ırkî özellikleri ile bebek sahibi olan aileler ve görme engellilerin yardımcısı olarak en ideal türdür. Hatta hiç bir eğitim almasa bile, bir Labrador bir bebeğe koruyuculuk ve arkadaşlık yapar. Çocukların çoğu zaman farkında olmadan yaptığı sert hareketlere karşı şefkat ve sevgiyle karşılık verir. Bu labrador ırkının genetiğinde varolan uysal, duygusal ve koruyuculuk özelliğinden kaynaklanmaktadır. Ancak çok sevimli , minik görünüşü ile koruyucu ve mükemmel bir savunmacı iken kıskançlık duygusuna yenik düşen terrier ırkı çok sevdiği halde, bu zaafı ile çocuğa zarar verebilir. Bazı ırklar vardır ki, sahibi ve bulundukları kişiler dışında, başkalarını öldürmeye kalkışabilirler. İnsan türü de tıpkı köpekler veya diğer canlılar gibi ırksal farklılıkları genetiklerinde bulundururlar.
Milli karakter dışında milli karakter özelliklerinin; bozulmaksızın sürdürülebilmesi için gereken unsurlardan birisi milli şuur dur. Milli şuuru oluşturan etkenlerin başında töre,eğitim, kültür, gelenekler ve edep gelir. Bunların hepsinin birlikte bulunduğu çatıya Türk töresi denir. Türk töresi, yüzlerce hatta binlerce yıldan beri gelişen ve değişen alışkanlık ve kurallarının birey, aile, devlet normlarının bütününe denir. Temelini milli karakterinden alarak oluşturulmuş olan ahlâk ve toplumsal kurallar
aslında bir yaptırım olarak değil çoğu zaman Türk'ün kendi doğasında zaten bulunmaktaydı. Yalnızca gün ve olayların şartlarına göre şekillendirmiştir. Doğaya saygı başta olmak üzere, doğadaki varlıkların tümünü sevmek özellikle Türk ırkına ait bir özelliktir. Dünya da kaç millet kendi evladını "kınalı kuzum" diyerek sever ? Doğa sevgisine bağlı olarak çocuklarına hayvan isimleri, Yağmur, Rüzgar, Güneş, Çiçek gibi doğaya ait isimler veren ırklar oldukça azdır. Türkler bu yüzden kendi milli karakteri ile özdeşleştirdiği Orta Asya Bozkurtunu milli bir sembol yapmışlardır. Özgürlüğü temsil eden ve Türk hayatında Bozkurt, Kartal, Sungur (doğan-şahin), Buğra , At gibi çalışkanlığı, özgürlüğü , duygusallığı temsil eden hayvan isimlerini yine doğa ile bir uyum ve bütün halinde yaşayan Türkler tarihte olduğu gibi , bugün de kullanmaktadırlar. Ehl-i insan olmanın en önemli yolu da doğaya olan sevgi ve saygıdır. Bunu Türk ırkı iyi bilir ve zekâsını da doğadaki düzen ve uyumun bozulmaması için kullanır.
Türk Halk müziğindeki dans figürlerinde, çoğunlukla kollar havadadır. Uçan bir kartalı ya da sunguru özgürlüğün sembolü olarak gördüğünden o havadaki kollar özgürlüğü temsil eder. Bozkurt, aile hayatı yaşayan sosyal bir varlıktır. Orta Asya Bozkurtu hem aile hem de toplum yaşamı ile birlikte özgürlüğüne tavizsiz bir şekilde düşkün olan varlık olarak bilindiğinden, Türkler'in milli sembolü olarak kabul edilmiştir. Yoksa tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemek, milletin ve gelecek nesillerin, geleceğini elinden almak hiç kimseyi ehl-i insan yapmaz. Ehl-i insan olmak için; insan sıfatında yaratılmış olmanın yanı sıra, kan, karakter ve medeniyet gibi önemli özelliklere de sahip olmak gerekir. Pek çok milletin içindeki bireylerden kan farklılığı ve gelişmiş olan karakter ile medeniyet değerleri gelişmiş de olsa bu o milletin tamamı medeniyete sahip olduğu anlamına gelmez. Fransız asıllı olan Jacques Yves Custeau, bir bilim adamıdır. Sualtı araştırmalarıyla bilime ve insanlığa katkılarda bulunmuştur. Ancak bu Fransızların, Cezayir(1954-1962) de yapmış olduğu katliamı haklı çıkartmaz. Custeau'nun insanlığa hizmeti bireysel olup kendisine saygı duyulmasını gerektirir, Cezayir katliamı ise milli bir karakter eksikliğini gösterir. Atsız beğ; bu yüzden doğru ve güzel amaçlarla yapılanlara saygı gösterilmesi gerektiğini, ancak bunun o milleti sevmek anlamına gelmediğini açıkça belirtmiştir. Bu tesbit çok önemlidir. İnsana, doğaya ve medeniyete saygı gösteren, her hareket takdir edilmelidir. Bununla birlikte eylemler ve özellikler milli bir şuur haline gelmedikçe, o millet ilkellikten kurtulamayıp, işgal, sömürü ve vahşet uyguluyorsa, o millete ait bir bireyin iyi ve olumlu yaptıklarına bakarak o ırka alkış tutarak bütünü ile iyidir demek dalkavukluk ya da saflık anlamına gelir ki. Atsız beğ, bunu da "insaniyetperverlik köpekliktir" diye nitelendirmiştir. Bu tesbitte doğrudur ve şu anlama gelir; Bazı milletler her türlü ilkelliği medeniyet aldatmacalarıyla gizleyerek uyguluyorsa, bunlara kananlara saf, bunlardan şahsi çıkar ve fayda umanlara ise hain ya da dönek denir.
Türk'ü diğerlerinden ayıran en önemli özelliği ise adalet duygusudur. Türk; adaleti taviz vermeden uygulamak ve yaşamakla mükellef bir ırktır. Bunun için altında başka maksat olmayan, her iyi ve samimi hareketi takdir etmekle birlikte, adaletsizlik yani bir haksızlık söz konusu olduğunda karşı durmasını ve haksızlıkla mücâdele etmesini bilmelidir. Milletleri birbirinden ayıran, en açık belirgin özellik; kan ve milli karakterdir.
Kadın Türkler de kutsal bir varlıktır. Çünkü kadın üretkendir, kadın anadır, kadın yoldaştır, kadın hayat arkadaşıdır, kadın çiçektir. Çünkü çiçeğe sevgi verirseniz tîni besleyen, gülümseyen ve gülümseten bir güzellik hâlini alır. Kadının yüceliği kadın bacağına methiyeler düzmekle değil, kadının yüreği ve beynine gösterilen içtenlik dolu sevgi ve saygıdan geçer. Türk töresine göre kadın ve erkek eşittir. Türk; tarihte kendi töresine uygun yaşamaktayken, gerek aile, gerek devlet düzeninde erkeğin aldığı bir kararı, eğer kadın onaylamazsa, o karar geçersiz sayılmaktayken daha sonra yabancı düşünceler, özellikle arap etkisi ve baskısı ile bu eşitlik kadını çok gerilere itmiş ve kadının bir sömürü aracı haline getirilmesine sebep olmuştur. Bu da belli bir kan ve milli karaktere sahip iken yabancı düşünce ve fikirlerin etkisi altında kalmanın sonucudur. Bu yüzden, yabancı ideoloji ve düşünceleri terkederek kendi öz töremize göre yani milli karakterimize uygun olarak yaşamak durumundayız. Ancak Türk töresine uygun olmak şartıyla milletin kültür ve karakterine faydalı etkisi olan alışkanlıkların bir kısmını ya da tamamını almakta hiç bir sakınca bulunmamaktadır. Türk milli karakteri, kendisi için faydalı olan alıntıları işleyerek kendi doğasına göre en uygun, en güzel hâle getirecektir. Türk ırkının başka milletlerde bulunmayan en önemli ve büyük bir özelliği de budur. Örneklemek gerekirse; Türk milleti tarihte hayvanları, bitkileri ve doğayı çok sever ve korurdu. Şimdi ise başka milletlerin etkisi ile bu özelliğini unutmaya başladı. Ve bir zamanlar, Türklerin sahip olduğu güzel özellikleri yabancılar alıp uygulamaya başladılar. Geçmişte bize ait olan bütün özelliklere sahip çıkalım. Arap, slav, aryan, pers ve diğerleri gibi ilkelliği değil Türklük medeniyetini yeniden oluşturalım. Gelecek nesillere doğru düzgün bir miras ve gelecek bırakmanın en önemli şartı ve gereği özümüze sahip çıkmaktır. Ayrıca yeryüzüne dağılmış olan Türkler farklı inanç ve düşünceler etkisinde kalmışlardır. Bunu göz önünde bulundurarak hiç bir Türk'ü birbirinden ayırmadan sevmeli ve sahip çıkma zamanıdır. Bütün dış güçler tarih boyunca Türklerin bir araya gelmesini çeşitli yollarla engellemeye çalışmışlardır. İşte biz, bu engelleri ortadan kaldırmalı ve tek yürek olmalıyız. Aksi takdirde daha da parçalanacağız. Slogan ve söylemler yerine, Türkçü tavırı ve yaşayışı göstererek, bu mücadeleyi vermeliyiz. Yani ilk önce kendimizden başlayarak, çevremize ve uzanabildiğimiz bütün Türklere örnek olacağız. Türk çocukları, bunu kolaylıkla kavrayacak ve yaşamlarına geçireceklerdir. Çünkü damarlarındaki kan, onurlu ve güzel bir mâzinin özlemini taşımaktadır.
Kürşad BÖRÜTEÇENE
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder